Yöremizin yetiştirdiği din adamlarından İsmail Kuz ile
Sırrı ER Kızılcahamamhaber
sirrier@hotmail.com
.

Yöremizin yetiştirdiği din adamlarından İsmail Kuz ile…

“Bizim hemşehrilerimiz bulundukları görevleri çok güzel yapmışlardır.”

Muyterem Hocam, sohbetimize başlarken önce kendinizi tanıtır mısınız?        

          İsmail Kuz:1929 yılında Çamlıdere’de doğdum. Babamın adı Ahmet. İlkokulu bitirdikten sonra Hafız Halil Efendi’de hafızlığa başladım. Hafızlığı bitirdikten sonra Hacı Vasıf Efendi ile oğlu Hakkı Efendi’de Arapça okudum. Bir müddet Ankara Bağlum’un yanındaki Kösrelik köyünde imamlık yaptım. Daha sonra askerliğimi Bitlis’te yaptım. Bitlis’te askerliğim esnasında orada bulduğum hocalardan Arapça okudum. Ankara’ya döndüm. Şereflikoçhisar ilçesinin bir köyünde imamlık yaptım. O zaman büyük âlimler vardı. Orada Yenice köylü Mehmet Efendi vardı. Çok âlim bir zat, ondan okudum, bilhassa Diyanet İşleri Başkanlığına intisap ettikten sonra onun değerini daha iyi anladım. Kendisi Meşayıhtan idi. Tekrar Ankara’ya geldim. Mısır’a gitmek için pasaport çıkartıp, hazırlıklara başladım. Kısmet olmadı. O zaman Mısır’ı iyi bilen bir zat Mustafa Runyun, (Allah rahmet eylesin) bana Bağdat’ı tavsiye etti. Rıza Çöllüoğlu Hoca da “gidinceye kadar bir imamlık al” dedi. Bir imamlık aldık. Alış o alış, Ankara’da kaldık. Diyanet İşleri Başkanlığının açmış olduğu imtihanı kazanarak Heyeti Müşavere Kurulu tetkik memurluğuna tayin oldum. Sonraki yıllarda uzun süre Diyanet İşleri Başkanlığının özel kalem müdürlüğünü yaptım. Ben Diyanet İşleri Başkanlığından kendi isteğimle ayrılmadım. Bir karışıklık oldu, beni Diyanet İşleri Başkanlığından müftülüklere verdiler. Müftülüklerde de görev yaptım. 1976 yılının Ekim ayında emekliliğimi istedim. Şu anda ayriyeten ticaretle de meşgul oluyorum.

          Sırrı Er: İsmail Hocam, daha önce sizinle ESYAV’ın merkezinde Kemal Güran Hocam bir röportaj yapmıştı. Yarım kalan o röportajı tamamlamak ve yöremizden yetişen bazı din adamlarıyla ilgili anılarınızı dinlemek için bugün evinize geldik.  Şimdi anılarınızı dinlemek ve bunları yayımlamak istiyoruz.

                   İsmail Kuz:Çamlıdere ve Kızılcahamam yöremizden bazen erişip             gördüklerimiz,            bazen de duyduklarımız…

                   Bunların içinde İsmail Hakkı Efendi, bu hem hafızdır hem de Mekteb-i Kudât   mezunudur.     İstanbul’da avukatlık yaptı ömrü boyunca, ama âlim, fazıl bir kimse idi.

                   Kızılcahamam’ın Karacaören köyünden Mustafa Zühtü Efendi, o da Mekteb-i Kudât mezunu, kendisi Yargıtay’da Daire Başkanlığı yapmış. Öylece de bitirdi    hayatını.

          Sezai Efendi, Akdoğan köyünden. Mısır’da tahsil yaptı. Sezai Efendi aynı zamanda Konyalı Mustafa Runyun’un damadı. Mustafa Runyun bizim büyüğümüz, Mısır’da okuyanların hepsinin ağabeysi. Sezai Efendi İstanbul İslam Enstitüsünde hoca idi. Hem hafız, hem de Mısır’da tahsil yapanlar içinde mümtaz bir mevkii olan bir arkadaşımızdı. Rıza Çöllüoğlu’nun da iyi arkadaşı idi.

          Ali Aras,  Mısır’da tahsil yapmış, sonra Konya İslam Enstitüsünde, daha sonra Ankara İmam Hatip Lisesinde öğretmenlik yaptı. Kızılcahamam’ın Kise köyünden, o da iyi, yetişkin bir arkadaştı. Burada şu özelliğini de söylemeden geçmemek lazım; Ali Aras Hoca Efendi (Allah rahmet etsin), sahib-i tertip idi. Hiç namaz borcu yok idi. Bunu bana kendisi söylemişti. Kendisini çok sever ve takdir ederdim.

                   Dursun Demir, Pazar’ın Kınık köyünden, vaiz idi, gayet nefis Arapçası vardı.    Gayet güzel    vaaz ederdi. Kendisi topal olduğu için, Topal Dursun diye ma’ruf idi. Halen sağdır ve kendisi şu anda          Silifke’de ikamet ediyor.

                   Necip Aydın, o da Kınık köyünden,  Kızılcahamam’da müftülük yaptı.

                   Hüseyin Özgün,kendisini yetiştirmiş, ilkokuldan itibaren, bütün okulları dışarıdan         bitirerek, İlahiyat Fakültesinden mezun oldu. İyi bir hafızdır, yüksek           mevkilerde memurluk da       yapmıştır. Faziletli bir arkadaştır.

                   Ali Güran’ın etrafında yetişenlerden; Kemal Güran, yetişkin bir arkadaş. Din    İşleri    Yüksek Kurulu üyeliği yapmıştır. Diyanet Vakfı Genel Müdürlüğü yapmıştır.      Kendisi daha uzunca anılmaya layık bir kişidir. Kardeşi Arif Güran vardı, o da hafızdı.   Yüksek tahsili olan,    kendisini yetiştirmiş bir zat idi, Allah rahmet etsin, vefat etti.

          Mehmet Arif Özdemir,  Ali Güran’ın akrabalarından, daha önceleri imamlık yaptı, sonra Diyanet İşleri Başkanlığında görev yaptı.

                   Mehmet Şener,Ali Güran’ın köylüsü ve akrabasıdır. Kendisi yetiştirmiş ve Milli            Eğitim’de uzun yıllar hizmet etmiştir.

          Ömer Efendi, Çamlıdere’nin Buğralar köyünden. Bu zat Cerrahpaşa imamı idi. Cerrahpaşa imamı iken hemşehrilerine çok faydalı olmuştur. Hem dini hizmeti olmuş, hem de sosyal hizmeti olmuştur. Bütün hemşehrilerini İstanbul’da korurdu. Oğlu da Bekir Sami Efendi’dir, Bekir Sami Efendi Merkez Bankasında yüksek rütbede memuriyet görevinde bulunmuştur, halen sağdır.

           Hemşehrilerimizin içinde belli bir yer işgal kişi Rıza Çöllüoğlu’dur. Köyünde biraz tahsil gördükten sonra Çamlıdere’ye gelmiş ve hafızlığa burada başlamıştır. Hafızlık yaparken kendisini yetiştirmek için gayretleri de görülürdü. Hocamız Halil Okur Hoca Efendi Rıza Çöllü ile ilgili çok iyi senâda bulunurdu. Derdi ki; “Bunu Berçin Ortalığına büyük bir hoca olarak yetiştirip yerleştireceğiz inşallah.” Yalnız Çamlıdere’de okumamıştır, İstanbul’da da okumuştur. Orada Hafız Hasan Akkuş’ta okumuştur. Meşhur Kayserili Mahmut Efendi’de,  Kastamonulu Ömer Efendi’de okumuştur. İstanbul’dan döndükten sonra, Ankara’da Diyanet İşleri Başkanlığı Heyet-i Müşavere Azası Şehit Bey’de Arapça tahsiline devam etmiştir. Bütün arkadaşların arasında mümtaz bir yeri vardır. Kendisi hürmete layık bir kişidir. Kendisinden istifade eden çok hemşehrimiz olmuştur. Hepsinin ağabeyliğini yapmıştır. Hepsine önderlik yapmıştır. İftihar edilecek bir arkadaşımızdır. Ayrıca sosyal bir faaliyette de bulunmuş, eğitim hizmetlerinde bulunmuş, Muradiye Kültür Vakfını kurmuştur. Kur’an kurslarında ders de vermiştir. Daha sonra Karapürçek’te Kolej kurmuştur. Birçok talebenin hâmisi olmuş, parası olmayanları da okutmuştur. Bu öğrencilerden binlercesi daha sonra üniversiteleri bitirerek bu ülkeye hizmet etmek için çeşitli görevler almışlardır.

            Ali Osman Atakul;Kızılcahamam’ın Kise köyünden. Çok güzel okur. Kendisi ehl-i Kur’andır ve devrinin en iyi okuyanlarındandır. Halen güzel okumaktadır. Sağlığı yerindedir. Allah selamet versin. Ali Osman Hoca da çok talebe yetiştirdi. Kendisinin gerek hafızlıkta, gerek Kuran taliminde tahsil yapmak isteyenlere hizmeti geçmiştir. Bunları okutmuş ve onlara kol kanat germiştir. Rahmetli Ali Güran Hocanın vefatının yıl dönümünde, uzunca bir Kur’an okumuştur. Orada ağlamayan kalmamıştır. Hatta Rıza Çöllüoğlu Efendi kendisine, “Akkuş Hocayı bu meclise getirdin, Allah senden razı olsun” demiştir.

              Ali Güran; hafızlığı çok kavi bir arkadaştı, o kadar ki, altmış seneden daha fazla mukabele okudu, yalnız başına hatim okudu, bu hizmeti sonuna kadar dirayetle devam ettirdi. Son bir iki yıl içinde de sağlığı bozulduğu için okuyamadı. İçimizden yetişenlerin en mümtazlarındandır. Kendisi İstanbul’da kıraat okumuştur. Kızılcahamam’da bizim mıntıkamızdan yetişen hafızlar içinde yegâne Kurrâ’dır. Kendisi Kesikbacak İsmail Efendi’de kıraat okumuştur. Hasan Akkuş’ta talim okumuştur. Ankara’ya ilk gelenlerdendir, hemşehrilerimiz içinde diğer hemşehrilerimize yol gösterenlerdendir. Bu hususta kendisi diğerlerine çok önder olmuştur. Birçok arkadaşımız onun sayesinde ilerlemiş ve mesleğinde yücelmiştir.

  Ali Güran Hoca (Allah rahmet eylesin) kendisi aynı zamanda, Ankara İmam Hatip Okulunda Kur’an hocasıydı ve her gün hem Diyanet İşlerindeki vazifesini hem Müftülükteki vazifesini ifâ eder, hem de gider İmam Hatip Okulundaki derslerini verirdi. İmam Hatip Okulundan mezun olan bir hayli talebe onun talebesidir.

Ali Güran Hoca aynı zamanda yeğenlerinden biraz daha uzakta olanları mesela Cemalettin Çimen gibi, Seyfettin Fidan gibi, orada yetişen diğer arkadaşlar gibi hepsinin yetişmesinde son derece gayret etmiştir. Ve bunlar da hepsi mümtaz arkadaşlardı, hepsi de ehl-i Kur’an kimselerdi. Ali Güran’ın hayatı boyunca güzel ahlakından dolayı kendisinden razı kalmayan kimse kalmamıştır. Çok yumuşak bir huyu vardı kimse aleyhinde gıybette bulunmazdı. Kendisi Kur’an ile meşgul olur.

                     Sırrı Er: Hocam, Ali Güran ve Ali Osman Atakul, radyoda ilk Kur’an     okuduklarında            Diyanet İşleri Başkanı Ahmet Hamdi Akseki miydi?

            İsmail KUZ: Evet, tabi onun başkanlığı zamanı. Eskiden radyoda Kur’an okunmazdı, dini sohbetler yapılmazdı. Radyodan itibaren Ali Güran ve Ali Osman Atakul, ikisi de Diyanet reisi Ahmet Hamdi Akseki’nin iltifatına nail olmuşlardı. Ve Ahmet Hamdi Aksekili bunları önüne düşer, götürür bunları okutur, radyoda bunların sesini taş plağa aldırır kendi de dinler öncülük ederdi. Telefon açar bazı kimselere onlara da dinletirdi, bak kim okuyor diye, hâsılı iftihar ederdi. Ali Osman Atakul ve Ali Güran radyodan ilk Kur’an okuyanlardandır. 

            Daha sonra Eyüp Sabri Hayırlıoğlu Diyanet İşleri Başkanlığına getirildi. Ehl-i Kur’an’dı kendisi, iyi bir hoca idi. Nefis bir Arapçası vardı. Eyüp Sabri Hayırlıoğlu bir Ali Osman aşığıydı adeta, o dönemlerde Ali Osman Atakul Maltepe’de imamdı. Ve Eyüp Sabri Hayırlıoğlu her gün teravihe Ali Osman’ı dinlemeye giderdi, onun arkasında namaz kılardı. Ali Osman da Diyanet Reisine olan hürmetinden dolayı heyecanlanır; “Efendi hazretleri başka camii yok mu başka camiye de gitseniz, ben sizden korkuyorum.” derdi.  O da “ Ben Diyanet reisiyim istediğim camiye giderim, seni de bu gün dinlemeye geldim, gene geleceğim.” der. Ali Osman “Efendim ben sizi görünce heyecanlanıp yanlış okuyorum” deyince o da  “Sen yanılacaksın, ben söyleyeceğim ama yine de seni dinlemeye geleceğim ” der.

        Ama Ali Güran’da bu yoktu, oturur, hiç tereddüt etmeden, bir cüz’ü ve daha fazlasını okur, kalkar giderdi.

                     Sırrı Er: Ali Osman Hocamla konuşmuştuk, diyor ki;  “Biz bazı meclislere Ali    Güran ile         giderdik, ben çok rahat ederdim. Acaba şurada tekler miyim, takılır mıyım   diye düşünmezdim.    Ali Güran Hoca yanımda olunca sırtımı kavi yere dayadım diye           rahat ederdim. Takıldığım yerde       hemen söyleyiverirdi, Fakat yalnız olunca biraz       sıkıntı basardı beni.”

  İsmail KUZ; Aynen doğru Ali Güran Bey her zaman Kur’an’la hemhal olur, Kur’an okur, hiç yanılmaz,  yanılmayı da aklına getirmez, bütün meclislerde de hürmet görür, bütün hafızlar kendisine saygı duyar. Böyle büyük bir zat-ı şerifti Allah rahmet eylesin. 

                     Sırrı Er; Hocam her hafız “kurrâ” mıdır?

         İsmail Kuz; Yok, olmaz, olmaz. Her hafız okuyucudur ama kurrâ değildir. İcazet almak gerekir. Aşere diye bir şey vardır. Kur’an-ı Kerim’in caiz olan on şekilde okunan yerleri var. Mesela;  bir yerde ülaikedir, bir yerde ülâike diye çekilerek okunur. Kur’an-ı Kerim’in gittiği memleketlerdeki lehçelere göre imamların caiz gördüğü okuyuş tarzlarıdır. Bunları okumak, öğrenmek, uygulamak ve bunları tahsil ettiğine dair icazet almak gerekir. Kıraatin makamla alakası yok. Bazı memleketlerde imamların okuyuşları vardır. Onlar yol tutmuşlardır. Falana göre, falana göre diye okunur. Saffan Hoca makam yapmadan düz okur. Nasıl ki Kur’an okumak için Karabaş Tecvit kitabı varsa kıraat için de kitaplar vardır. Cezeri, Şatıbi, çok güzel kıraat kitapları vardır, ezberletirler, metne göre okutulur.

                     Dünyanın her yerinde Kur’an basılır. Bir bizim ülkemizde Kur’an inceleme heyeti vardır. Evvelden İstanbul’daydı, şimdi Ankara’da. “Mushafları Tetkik Heyeti.”Basılacak Kur’an incelenir, baskıya girmeden önce mühürlenir ve baskıdan çıktıktan sonra, basılanların hepsi tekrar mühürlenir. Hat sanatı da Türklerin eseri. Çok güzel baskılar yapılıyor. Mesela Hattat Kayışzâde Osman Efendi vardır. Bir yere giderken kayığa binmiş. Kayıklar dolmuş gibi çalışıyor. Herkes çıkarıp kayıkçıya parasını veriyor. Bu bir yoklamış, kese yok. Demiş ki, “Oğlum benim param yok, ben sana bir vav yazıvereyim.”  Kayıkçı laz imiş, “Amca, sen bana vav yazma, bu kayık vav ile yürümez, para ile yürür.” deyince, tekrar; “Oğlum benim param yok, sana vav yazacağım sen de razı olacaksın, ama kıymetini de bileceksin.” demiş ve ilave etmiş; “Oğlum perşembe günü sahaflarda vavın ihalesi var, sen oraya bir uğra.” Aradan bir zaman geçmiş. Tekrar aynı kayığa binmiş. Keseyi çıkarınca, kayıkçı, “Amca para istemez, sen yine bana bir vav yazıver.” deyince, “Oğlum Ebcedde vav bir tane” demiş. Meğer bu güne kadar harfleri tek tek yazmış ve herkese dağıtmış, o gün de sıra vav harfinde imiş.  İhalede vav çok yüksek bir değere gitmiş, kayıkçı bir vav daha yazmasını istiyor.

                      İslam âlemindeki ana kaynak eserlerin hemen hemen tamamının yazarı Türk’tür. Hasan Fehmi Hocamız derdi ki; “Mısır’da Arapça’yı demir döver gibi öğretirler, İstanbul’da da kuyumcunun işlediği gibi işlerler.”

            Hasan Hüsnü Erdem, Reislik yapmış, Heyet-i Müşavere Azalığı da yapmış çok âlim bir zat idi.  Ben, Rıza Çöllüoğlu, Ali Güran, üçümüz, Kalaba Mebus Evlerine doğru aşağıya iniyoruz. Hüsnü Erdem de bir yere bayramlaşmaya gidiyor. Tabi o zaman vasıta yok, otobüsten inmiş. Bir genç kızın yahut da gelinin koluna girmiş. Kadının başı açık. Bizi görünce kolundan çıktı ama yeğenidir veya o aileden bir akrabasıdır.

                      Rıza Hoca Şehit Bey’de okurken hanımını almış, bayramlaşmaya giderdi.             Hanımlarımız o zaman çarşaf giyerlerdi. Bu şekilde çarşaf ile varınca Şehit Bey’in hanımı 60-   70        yaşında başı açık, Şehit Bey hafız, itikatlı, iyi bir âlim. Rıza Hoca’ya           bakmış, hanımına bakmış,      “Oğlum Rıza, bizim adımız hoca, bak görüyor musun, siz   yaşıyorsunuz, biz yaşamıyoruz.” demiş.           Şehit Bey’in iki kızı vardı, birisi gelinlikle    açık bir şekilde nikâh dairesine geldi, diğeri de başı           kapalı gelinliksiz elbise ile geldi.

            Hacı Vasıf Efendinin oğlu Hakkı Efendi’de okudum. Vasıf Efendi Konya’da okumuş. Çamlıdere’nin büyük âlimlerinden Hacı Ömer Efendi vardır. Onun yeğenidir. Ömer Efendi onun dayısıdır. Hacı Ömer Efendiye hizmet etmiştir. Halifeliği bana versin diye bekliyor. Hacı Ömer Efendi tasavvuf ehli ve tarikat şeyhidir. Hacı Vasıf Efendiye hilafet vermiyor, başkasına da vermiyor. Hacı Vasıf Efendi ömrünün sonuna kadar dayısının bu tutumundan dolayı ızdırap çekmiştir. Hacı Vasıf Efendi gitmiş, Seydişehirli Hacı Abdullah Efendiye intisap etmiştir. Hacı Abdullah Efendi de büyük bir zat. Abdullah Efendi onu müritliğe kabul etmiş, hizmetini kabul etmiş. Hizmeti sonunda Hacı Vasıf Efendiye halifeliğini vermiş. Bu sefer de Hacı Vasıf Efendi öz oğlu Hakkı Efendiye ki benim hocam, halifelik vermemiş. Oğlu da kendisine müntesip idi. Yani bu işin akrabalık ile alakası yok diye düşünmüşler herhalde. Ben mürit değilim, muhibbim, yani tarikat mensuplarını severim. İyi taraflarını menkıbeler halinde inanarak hikâye ederim.

            Dursun Altındal, köyde okumuştur. Çobanlık yaparken İstanbul’a gitmiş, Akkuş Hocamızda da okumuş. Çok hoş bir sesi vardı. Güzel okurdu. Ankara’da İmam olarak görev yaptı, sonra emekli oldu. Emeklilikten sonra Almanya’ya giderken, Rıza Hoca’yı Hacı Bayram Camiinde dinlemiş. Rıza Hoca Efendinin yanından kalkamamış. Oradan benim yanıma geldi. Dükkân kapanıncaya kadar kalkamadı. Almanya’ya gidince orada vefat etti. Ali Osman Hoca Kur’an’ı usul ve esaslara riayet ederek okur. Bir kısım okuyucuların okuyuşlarında da ses üstünlüğü vardır. Veyahut da aşkla heyecanla okuyanlar vardır. Rahmetli Dursun Altındal’da o heyecanlı okuma vardı. Mesela Rıza Hoca, Arapça okuyup hoca olmasaydı, yine meşhur idi. Çok güzel okurdu. İstanbul’dan gelmişler, Esat Gerede, Mecit falan mevlit okuyorlar, ben de Ankara’ya o zaman misafireten gelmiştim. Koçhisar’da imamlık yapıyordum. Rıza Efendi bana haber verdi, gittik, beraberiz. Bir iç ezan okudu Rıza Efendi Hacı Bayram camiinde, orayı fethetti. Çamlıdere yaylasına gitmiştik, Çam ağacına çıktı bir güzel ezan okudu, dağlar taşlar inledi. Vaaz ettiği zaman da çok güzel vaaz ederdi. Mustafa Runyun, Medine’de okudu, hiç vaaz etmezdi, ama Hacı Bayram’da çok güzel hutbe okurdu. Onun okuduğu bir hutbe belki on vaaza bedeldi, hulasa eder, gönüllere hitap ederdi.

            Abdullah İşler Çamlıdere’de bir hafızlık cemiyetinde bir vaaz etti, vaazdan önce yarım sahife bir Kur’an okudu; fethetti, doyurdu. Ali Osman Atakul vefat-ı Nebiyi bir okur. Dayanılması mümkün değildir. Gerek güfte, gerek heyecan bakımından çok güzel okur. Geçen günlerde beraberdik, sen vefat-ı Nebiyi alacaktın, ben seksen yaşıma girmeden al dedi. Dursun Hocanın vefatından sonra onun evinde okudular. Orada bir ağladım, babama bile bu kadar ağlamamıştım. Okurken kendisini hazırlıyor. Dursun Hocanın evinde Rıza Hoca ile yan yana oturuyoruz. O sırada Yenimahalle Belediye Başkanı merhum Abdurrahman Oğultürk geldi. Rıza Çöllüoğlu ona yer verdi. Hafızlar okumaya başladılar. Ali Osman Atakul’ a haber gönderdim. Kimsenin haberi yok. Ali Osman Hoca bir okudu, ben bir ağlamışım o gün, bana bir sene yetti.

            Cemalettin Çimen; çok güzel ezan okurdu. Kızılcahamam’a gittiği zaman bir ezan okuyormuş, yakıyormuş. Ali Güran Hocaya çok bağlı idi. Onlar Ali Güran dayı derlerdi.

            Bizim hemşehrilerimiz bulundukları görevleri çok güzel yapmışlardır. Hadlerini hiç aşmamışlardır. Bizim toprağımızda bu özellik var, bunu başkalarında göremezsiniz.

                     Sırrı Er:Hocam hafızanız maşallah çok kuvvetli. Verdiğiniz bilgiler için çok teşekkür    ederiz.

YORUMLAR
Henüz Yorum Yok !
Diğer Yazıları
MAKALELER YAZARLAR
GAZETE İLK SAYFALAR
HAVA DURUMU


ANKARA

ANKET

YENİ HUKÜMETİ HANGİ PARTİLER KURMALI

Tüm Anketleri Görmek ve Oy Kullanmak İçin Tıklayın