Yöremizden yetişen ünlü hafız Ali Osman Atakul ile
Sırrı ER Kızılcahamamhaber
sirrier@hotmail.com
.

Yöremizden yetişen ünlü hafız Ali Osman Atakul ile…  

Ahmet Hamdi Akseki bize, “şimdi sizinle radyoya gideceğiz, siz Kur’an okuyacaksınız, sesinizi kayıt edecekler, hiç heyecanlanmayın, serbest okuyun” dedi.

 Sırrı Er: Muhterem hocam, sohbetimize başlarken önce kendinizi kısaca tanıtır mısınız?

 Ali Osman Atakul: 1931 senesinde Kızılcahamam’ın Güvem Nahiyesi’nin (eski ismi Kise-i Bâlâ idi) Yukarı Kese köyünde doğdum. Nüfusta 1933 doğumluyum ama esas doğumum 1931’dir. Babam Ali Atakul, 1946’da ben İstanbul’da Kur’ân talimi yaparken rahmetli oldu. Dedemin ismi Osman imiş, annemin adı Cevriye. Annem 1987’de 87 yaşında vefat etti.

 1938’de 5 sınıflı ilkokula başladık, 3. sınıfı bitirince rahmetli babam “ben bir rüya gördüm” der; biz o zaman köy hayatına göre hayvancılıkla geçinirdik, “Ben davarları, sığırları satacağım, sizi hafızlığa başlatacağım” dedi. Ağabeyimle beraber başlamıştık.

 Ben hafızlığa Çerkeş kazası Kalfat Beldesinde Çerkeş Merkez İmamı Hafız Abbas Efendi’de başladım. Çerkeş’te babamın asker arkadaşı varmış, babam 11 sene askerlik yapmış, arkadaşıyla kardeş gibi olmuşlar bizi arkadaşına emanet etti. Hafız Abbas Efendi’de 10 sayfaya kadar hafızlığımı yaptım, resmi bir Kur’ân kursu olmadığı için pek disiplinli bir yer değildi, hafızlığı orada bitiremedim. Köyüme döndüm. Hafız Mehmet Altındal, bizim rahmetli Hafız Dursun Altındal onun dedesi, Hafız Dursun’un babası Süleyman idi o da hafızdı. Hafız Süleyman’ın babası Hafız Mehmet Altındal babamın arkadaşıydı, beni babamın

hatırına kabul etti. Hafız Ali Aras ile beraber ikimiz devam ettik. Hafız Ali Aras bir senede hafız oldu, zeki bir arkadaşımızdı. Ben hafızlığımı 4 senede bitirdim. Sesim harflere ve mahrece yakın olduğu için bana “madem yapamayacaksın bırak” derlerdi, ne bitirirdim ne de bırakırdım. İlkokulla beraber hafızlığı bitirdim. Hafız Mehmet Altındal çok yumuşak huylu bir adamdı, bana “amcasının şöyle okuyacaksın, böyle okuyacaksın” diyerek, yanlışlarımızıdüzelte, düzelte, moral vererek Kur’ân-ı Kerim’i düzgün okumamın hatırına beni bitirtti efendim.1945 senesi Mayıs ayında köyümüzde harmanda hafız cemiyeti yapmışlardı, Deli İmam ismi ile maruf “onun bir de büyük ağabeyi vardı, ona da Deli İmam derlerdi.” Bu Deli İmam annemin öz amcasıdır. İkisi de askerde yüzbaşı rütbesine kadar kalmışlar. Yüzbaşı olarak emekli olmuşlar.

 Sırrı Er: Gelelim İstanbul’a gidişinize.

 Ali Osman Atakul: Ben hafızlık eğitimini tamamladıktan sonra babam, “seni Çamlıdere’ye götüreyim, şöyle bir sene Kur’ân talimi okutalım” deyince biz hazırlanmıştık, bir Cuma günü Sey Hamamına gittik, pazar kurulmuş “Sey Hamamında Cuma günleri Pazar kurulurdu.” Merkebimize yatağımı yükledik, babam da yakınlarda Çamlı köyünün kadrosuz hatibiydi. Müftülükçe de resmen hatipti, ama maaşsız hatipti. Benim İstanbul’a gideceğim zaman, Sey Hamamının yanında Kavaközü köyünün senelik imamıydı babam. Babam,“oğlum seni Çamlıdere’de Halil Okur Efendiye götüreceğim” dedi. Babam bir köylüden 100 lira ödünç para aldı “Çamlıdere’de harçlık yapmam için.”Cuma namazını kıldıktan sonra Çamlıdere’ye gideceğiz. Camiye girdik, Hafız Hasan Akkuş Efendi Hazretleri gelmiş Kur’ân-ı Kerim’den İnsan suresini okuyor. Hafız Hasan Akkuş Hoca Efendinin annesinin sene-i devriyesiymiş. Hasan Akkuş Hoca Efendi cumayı kıldırdı, camiden çıktık bizim meşhur Kurra Hafız Necip Efendi var ya, oğlum Hafız Ali Osman Bey evladım merhaba, dedi. Ben elini öptükten sonra, -oğlum seni Hasan Efendiye teslim edelim, dedi. Ben de, “babamla Çamlıdere’ye Hafız Halil Efendiye gidiyoruz” dedim. “Çamlıdere’yi birak şimdi, baban nerede, Ali Molla nerede?” dedi. Ben de, “Merkebin yanında, merkebi çözüyor” dedim, “hemen acele çağır” dedi. Babama,”Baba seni Hafız Necip Efendi istiyor” dedim, Babam da,”Ne yapacakmış?” dedi. Ben de, “Galiba beni İstanbul’a götürecekmiş” dedim. Babam, “Senin yüzünden Çerkeşlilerle uğraştım, 5 senede zor hafız yaptım, bir de seninle İstanbul’da mı uğraşacağım? Bırak şimdi İstanbul’u” dedi.

Hafız Necip Efendi, babama, “Ali Molla, Hafız Hasan Efendi’ye şimdi senin oğlanı vereceğiz” dedi. Bana itiraz eden babam ona, “Peki Hocam” dedi. Hasan Akkuş Hoca Efendi bir semercinin yanında sohbet ediyor, gülüyorlar, yanlarına gittik, Hafız Necip Efendi,”Hasan Efendi sana bir filiz getirdim” dedi. Hasan Akkuş Hoca Efendi,”Getirdin ama sesi nasıl” dedi.Hafız Necip Efendi,”Ankara’da birinci olur ama Türkiye’yi bilmiyorum” dedi. Hasan AkkuşHoca Efendi,”Tamam o zaman” dedi, o zaman Hasan Akkuş Hoca Efendi 52 yaşlarındaydı. Babam Hasan Akkuş Hoca Efendinin elini öpmek istedi, Hasan Efendi elini vermedi. 

Hasan Akkuş Hoca Efendi,”Mali durumunuz nasıl?”dedi. Babam,”Hoca Efendi Hazretleri buranın durumunu biliyorsunuz, bizim 5’er dönümden 3 tane arpalık var, her sene birini satar göndeririz” dedi. Hani İstanbul’a göndermek istemeyen adam, bu fedakârlık nedir? Şu fedakârlığa bakın. Hasan Akkuş Hoca Efendi,”Bırak şimdi arpalığı filan, cebine harçlık koymaya bir şeyler var mı?” Babam, Çamlıdere’ye gitmek için ödünç aldığı parayı Hasan Akkuş Hoca Efendiye verdi, Hoca Efendi de,”Tamam” dedi. O zaman da ramazan ayı temmuz aylarında oluyordu Hasan Akkuş Hoca Efendi,”Gelecek sene ramazan ayına ben bunu 600 lirayla gönderirim, başka düşünme” dedi. Babam Hasan Akkuş Hoca Efendiye,”Hocam sizden bir ricam olacak, okumaktan başka edep öğretmenizi de rica ediyorum,” dedi ve babamın bu isteği üstüne Hafız Hasan Akkuş Hoca Efendi beni bir sene kendi evinde yatırdı.

 Hasan Akkuş Hoca Efendiden camiye bir müezzin istemişler, ben de rahmetli Hafız Saim Hocada ezan talimi yaptım, bir gün Nur-u Osmaniye camiinde yatsı ezanını okurken Hafız Saim Efendi, “Ali Osman, sesinin iyi duyulması için aşağıya vereceksin, böyle yukarı verirsen sesin dağılır, aşağıya çekeceksin, sesin güzel duyulur” dedi. Bir yatsı ezanı okudum, Hasan Akkuş Hoca duymuş,”Saim Efendi bu çocuk daha yeni geldi, bu kadar güzel ezan okuyamaz” demiş. Saim Efendi de “ Onu ben talim ettirdim” demiş. Hasan Akkuş Hoca Efendi, “ Aferin” demiş ve benim o ezanı okumam müezzin olmama sebep oldu. Ben eski körüklü pantolonla gittim İstanbul’a, o eski körüklü pantolonu bilir misiniz? Altına kıl çorap filan giyilir fiyakalı olurdu.

Hasan Akkuş Hoca Efendi, “bunun kılığını bir düzeltelim, böyle müezzin olur mu?”dedi. Terziye telefon açtılar, hemen orada benim ölçümü aldılar. Hasan Akkuş Hoca Efendi, “bir de ayakkabı alın, bunun ayağı kokar camide” dedi. Bir düzine de çorap aldılar. Hasan Akkuş Hoca Efendi, “Oğlum akşamları her gün ayağın kokmasın diye çoraplarını yıka, sabaha kadar kurut ve kuru giyeceksin. Eğer sana ayağı kokuyor diyen olursa bak sana kızarım!” dedi. Akşamları çorapları yıkardık, sabaha kadar kurur o çorapları kuru giyerdik, bütün talebelere bunu yaptırırdı. Elbiseyi de giydim.

Ben ramazan ayı bitinceye kadar, Hasan Akkuş Hoca Efendiyi ve Esat Gerede’yi dinleye dinleye mahrecim gelişti ve bayrama kadar o heyetin istediği gibi müezzin oldum. Ramazan bayramı olduğu için bana 50 lira verdiler, talim de bir taraftan devam ediyordu. Bir sene orada müezzinlik yaptım. 1945’in sonunda Rıza Çöllüoğlu Hocamız geldi. Rıza Çöllüoğlu Çamlıdere’de Halil Efendi’de talimini almış, Rıza Hocamız izinsiz köyünden kaçmış gelmiş. Biz Rıza Hocadan birkaç ay evvel geldiğimiz için kıdemli olduk. Hasan Akkuş Hoca Efendide o günlerde Nur-u Osmaniye’de yoktu zannederim Bursa Kemalpaşa’ya mevlide veya bir cemiyete gitmişti. Rıza Hoca Efendi köyden kaçmış gelmişti, konuştuk durumunu anlattı Hoca duymasın belki dershaneye almaz dedi. Ben orada biraz horozlanıyorum, “Alır Hoca Efendi” dedim, dedim amma ben artık Hoca Efendinin adamıyım. Ben Rıza Hoca Efendiye, “Sipahi Otel’e günde 1 lira ver de orada üç beş gün hoca gelinceye kadar kal” dedim, ama Rıza Efendi 45 lira ile gelmiş bunun yanında yemesi var içmesi var. Dedi ki, “Yahu hemşehrim şu 15 lirayı ben sana vereyim de bittikten sonra yol dönüşü senden geri alayım.” Ben de, “Yahu öldük mü? Yol parası benden” dedim, ağalığı görüyor musun? Neyse Hasan Akkuş Hoca Efendi geldi, “Kim bu?” dedi, soracağı tuttu aksilik olacak ya. Bana, “Tanıyor musun bunu?” dedi, ben de “Tanıyorum” dedim, memleketten tanıyormuş gibi hâlbuki tanıma filan yok. Biz de Rıza Hoca ile epeyce konuştuk. Çamlıdere’de okuduğunu söylemişti bir defa dinledikten sonra hemen anlarım okuyup okumadığını, bir defa dinledikten sonra bir daha dinlemedim. Zaten iki üç ayını doldurduktan sonra Nur-u Osmaniye Camiine müezzin yaptı onu Hoca Efendimiz. Nur-u Osmaniye müezzini oluverdi. Rıza Çöllüoğlu Hoca Efendi ile can, kan arkadaşlığımız var. Rıza Çöllüoğlu Hoca daha sonra Beyazıt Camiine müezzin oldu.

            

Bir gün Çemberlitaş Hamamından çıktım, hava yumuşaktı, Beyazıt’a kadar yürümüştüm. Mart ayında ben zatürre hastalığına yakalandım, sabahleyin nefes alamıyorum. Hasan Akkuş Hoca Efendi bir Alman doktoru getirdi, doktor, “zatürre olmuş” dedi, o zamanlarda sandoz hapları vardı, suya atıp eridikten sonra içiliyor, ondan verdi “bunun gıdasına iyi bakın, en az on kilo alsın” dedi. Hanım teyzeden Allah razı olsun, 25 gün baktılar, ben “Hoca Efendi herhalde ben öleceğim beni hastaneye kaldırın” dedim. Hasan Akkuş Hoca Efendi, “Senin zekâtın verildi” dedi, ben de birkaç gündür bir rüya görüyordum, evimizin çatısı yanıyor, bir de öküzün biri aşağıya atlıyor. Köyden mektup yazmışlar babam rahmetli olmuş, Hasan Akkuş Hoca Efendiye, “Hasan Efendi, Ali Osman’ın babası rahmetli oldu, bundan sonra onun anası da sensin babası da sensin” diye mektup yazmışlar. Babasının vasiyeti var, talimini bitirinceye kadar senin yanında kalacak. Babama demişler ki, “Oğlunu getirelim mi?” babam, “yok o orada talimini bitirmeden gelmesin bir daha gidemez, haber vermeyin selam yazın babandan selam var deyin” demiş. Hasan Akkuş Hoca Efendi, “Senin zekâtın verildi.” dedi ve ağladı. Ben de neden ağlıyor Hoca diyorum. Babam rahmetli olunca benim bu sözüm tesir etmiş, “Hocam ben sizin evinizi rahatsız etmeyim hastanede öleyim” dediğim için içlenmiş, ağlamış. Ramazan ayı oldu bana Hasan Akkuş Hoca Efendinin sayesinde 600 liraya yakın para verdiler.

Ben ramazan ayında köye izinli döneceğim gitmeden, basma fistan filan aldım, hediyelikleri filan doldurdum. Köye geldim, babamın vefatından eve gelinceye kadar haberim yok, “babam nerede?” dedim. Annem, “baban rahmetli oldu” dedi.

Sırrı Er: Ankara’ya ne zaman geldiniz?

Ali Osman Atakul: İki buçuk sene İstanbul’da kaldım.1947’nin sonlarında Ankara’ya döndüm. 5-6 ay kadar da Kızılcahamam’da müezzinlik yaptım. Ramazan yaklaşıverdi. 1948’de Ankara’ya mukabele okumaya indik. Rahmetli Ali Güran da 1948’de askerden terhis

olmuş, mukabeleleri beraber okurduk, en çok Hacıbayram Camiinde, Kurtuluş Abdulhadi Camii, Zincirli Camiinde. Cemaatin çok olduğu yerler buralardı ve hep beraber okuduk. Nüfusta yaşım küçük olduğu için, resmi görev alamadım. Kayaş’ın Kıbrıs köy diye bilinen bir köyünde hafız yetiştiriyorlarmış, hocaları askere gitmiş, ben oraya tanıdık vasıtası ile ücretli başladım. Köyün başka imamı da var, ben oraya Kur’an-ı Kerim öğretmek için gittim. 1950 yılına kadar orada 10 hafız yetiştirdim.

Ramazanda Diyanet İşleri Reisi Ahmet Hamdi Akseki Hoca sizi istiyor dediler. Ali Güran ve rahmetli Ahmet Köksal ile beraber üçümüz gittik. Reis Bey bize birer aşr-ı şerif okuttu, bizi dinledikten sonra “daha sonra bana lazım olacaksınız, hadi şimdi gidin” dedi. Ramazan başlamıştı, ramazanın ilk günleriydi. Ondan bir iki gün sonra Ali Güran ile beni çağırdı. Ahmet Hamdi Akseki bize, “şimdi sizinle radyoya gideceğiz, siz Kur’an okuyacaksınız. Sesinizi kayıt edecekler, hiç heyecanlanmayın, serbest okuyun” dedi. Diyanet o zaman İtfaiye Meydanının yanındaydı, TRT Radyosuna yürüyerek gittik. Okuyuşumuzu kayıt ettiler. İlk gün ben okudum. Ondan sonra Ali Güran Hocamız okudu.

Sırrı Er: Askere ne zaman gittiniz?

Ali Osman Atakul: 1954’te gittim ve iki sene askerlik yaptım. Bir sene İstanbul’da, bir sene de Ankara’da.

Sırrı Er: Askerlikten sonra tekrar eski göreve mi döndünüz?  

Ali Osman Atakul: Maltepe Camiine kadrolu İmam-Hatip olarak başladım ve iki sene görev yaptım. Daha sonra Aydınlıkevler semtinde bir ev yaptırdım, vazifeye devam edemedim. Sonra Kur’an kurslarında hocalık yaptım. Mart 1977’de emekli oldum. Ben erken ayrıldım. Yenimahalle’ye oturduğum evi yaptırmıştım, biraz borç ödemek için emekli ikramiyesini almak için ayrılmak lazım oldu.

 Sırrı Er: Hocam, emekliye ayrılmadan önce son görev yeriniz neresiydi?

Ali Osman Atakul: Yenimahalle’de 4 sene murakıplık yaptım, bu görevde iken bir ara rahatsızlandım, sonra Allah tarafından sesim düzeldi ve imamlık görevine başladım ve Yenimahalle Hacı Baki Camii imamı iken emekli oldum.  

Sırrı Er: Hocam, kimle, ne zaman evlendiniz? Çocuklarınız hakkında da bizi bilgilendirseniz

 Ali Osman Atakul: Ben Kızılcahamam’da kısa bir müddet fahri müezzinlik yaptığım vakit, benim hanımın babası Hasan Basri Uğur, Kızılcahamam’da telgraf memuruydu. Konya’nın Doğanbey Nahiyesinden. Ben Ankara’ya gidip gelirken babama telgraf çekerdim, telgrafları babama götürürken babamla tanışmışlar. Babam sormuş, “Basri Bey senin kızın var mı? Hafız oğlum İstanbul’dan döner gelirse senin kızına dünür olacağım istersen” demiş, babamla ahbaplık kurmuşlar. Ben Kızılcahamam’a müezzin olarak tayin olunca biz de tanıştık ve 1951 Mayıs ayında Şaziment Hanım ile evlendik. 3 çocuğum var. İlki Nazım Atakul, memuriyetten emekli oldu, ikincisi Necla, öğretmen, üçüncüsü anaokulu öğretmeni.

 Sırrı Er: Hocam, bu sohbet için size çok teşekkür ediyor ve hayırlı uzun ömürler diliyoruz.

 Ali Osman Atakul: Ben de size teşekkür ederim, başarınız dâim olsun inşallah.

YORUMLAR
  • YALÇIN NAZLI (Ankara-Yenimahalle İlçesi Çarşı Mahallesi Muhtarı)   18-02-2014 09:46

    Ali Osman hocamı çok geç tanımış olmama rağmen onu çok sevdim. Tam İstanbul beyefendisi.Sohbetine insan doyamıyor.Sohbetinden istifade ettiğim nadir insanlardan biri.Yüce Allah ondan razı olsun.

    0

    0

  • AYŞE ÖZÇELİK   13-02-2013 14:47

    Dayım ailemizin medarı iftiharıdır.Biz kendimizi bir hemşehrimize tanıtırken gurur ile Hafız Ali Osman Atakul'un yeğeni oldugumuzu söylerdik.Rahmetli annem ve rahmetli babam dayıma şahsı ve ilmi için çok değer verdikleri için bizlerinde dayıma karşı çok saygılı olmamızı isterlerdi. Kendisi bizlerin hep rehberi oldu.Bizler onun güzel sesinden Kuran-ı Kerim dinleyerek büyüdük.Allah onu başımızdan eksik etmesin , kendisinin ilminden yararlanmamızı nasip etsin.Kıymetli dayıma Yüce Allah(c.c) tan evlatları ile birlikte saglıklı uzun ömürler diliyorum.Saygı ile ellerinden öpüyorum. Seyithanım ablasının kızı (yeğeni) AYŞE ÖZÇELİK

    0

    0

  • Kise köylü halil   22-08-2012 12:04

    Ne Ali osman hocamın, ne Hasan ali hocanın, ne dursun altundal hocanın kıymetini bilemedik. Bilsekde gördüğümüzde hal hatır sorarız. Hasan ali ile dursun hoca vefat etti. Ali osman hocama sağlık ve sıhhatli günler dilerim.

    0

    0

Diğer Yazıları
MAKALELER YAZARLAR
GAZETE İLK SAYFALAR
HAVA DURUMU


ANKARA

ANKET

YENİ HUKÜMETİ HANGİ PARTİLER KURMALI

Tüm Anketleri Görmek ve Oy Kullanmak İçin Tıklayın