TÜRKİYENİN ADRESİ (IV)
Av.Murat SUCU
[email protected]
.

TÜRKİYENİN ADRESİ (IV)

“Türklerin tarih sahnesine çıkması ve Avrupalılar aleyhine işleyen bir faaliyetin faili olması, Avrupalıları bir varoluş gayretine sürüklemiş, bu gayretin neticesi olarak, sıkışan Avrupalılar, bir varoluş şekli olarak bu mekanizmaya sürüklenmiştir. Bütün dünyayı da sürüklemiştir.” Dedik. Ne saçma, ne budalaca..

Sonra “Biz Türkler Anadolu’ya Orta Asya’dan geldik” demek de doğru ve gerçek değildir.” Dedik. Çoğu okuyucu “Hadi canım sen de” demiştir.

Bilgi dediğimiz her şeyin kesin bir yargı sonuç içermesini bekleriz. Hâlbuki bildiğimiz bütün doğrular, belli bir perspektif, bakış açısı, yaklaşım, niyet içinde doğrudur. Söylediğimiz, iddia ettiğimiz her şey salt kendi ifade, söyley(n)iş, söylenilen, içerik, kapsam içinde kesin olarak doğru ya da yanlış kabul edilir. Hâlbuki söylediğimiz sadece bir doğrunun, bir veçhesidir. Fizik bilgide Normal Şartlar Altında deriz. Fizik olmayan İnsan ve Toplum bilimlerine dair her türlü bilgi de belli şartlar altında doğrudur. İnsan ve Toplum bilimlerine dair faaliyet sonunda ulaştığımız bilgi, çoğu zaman şartların, etkenlerin tespiti güç olduğu için (İnsan ve Toplumun Normal Şartları spekülatiftir ve sayılarak tespiti imkânsızdır, her türlü laboratuvar şartları eksik kalır, sanal-sosyal deney imkânları sınırlı ve eksiktir ) çoğu zaman gerçekliğin sadece bir yönünü gösterir.

Modern Batı medeniyeti, mekanizması, bilgi sistemi, hayat tarzı, dünya tasavvuru, doğrunun sadece kendi veçhesini, kendi işine, kendi mekanizmasına yarayan yönünü, dile getirip, yaygınlaştırıp, salt, tek doğruymuş gibi dayatarak oluşmuş, hayat bulmuş, serpilip, gürbüzleşmiştir. Ve bu mekanizmaya uymayan her türlü yaklaşımı, yanlış, saçma, anlaşılmaz derekesine düşürmüştür.

Batı Merkezli Modern Tarih Anlatısına, özellikle Kapitalist Gelişmeyi çözümleyen Dünya sistem teorilerine baktığımız zaman, Venedik, Floransa gibi İtalyan şehir devletlerinde bir Kapitalist İşleyişin kurulduğu, Sonra bu Kapitalist mekanizmanın merkez Süper gücünün Hollanda olduğu, Sonra İngiltere, Sonra da Amerika olduğu anlatılır. Bu anlatıda Osmanlı, Biz Türkler yoktur. Hâlbuki Venedik Floransa sonra da Hollanda Süperliği zamanlarında Akdeniz Karadeniz bir Türk gölüdür, Türk gücü Orta Avrupa’dan Orta Asya’ya, Kırım’dan Sahra altı Afrika’ya kadar uzanmaktadır. Böyle bir gerçekliğin, Batı Avrupa kimliğinde ve güç ilişkilerinde hiçbir etkisinin olmadığını düşünmek için aptal olmak gerekir. Ama bu daha çok başkalarını aptal yerine koymaktır. Sonra Batı Dünyası, Rönesans’tan reformdan, bilimsel gelişmelerden, sanayi devriminden bahseder, ama bütün bunların arkasındaki Sermaye Birikimi olgusunu, bu sermaye birikimini temin etmek için, dünyanın dört bir tarafında ifa ettiği eşkıyalığı, sömürüyü itiraf etmez. Sanki bu gelişmişliği sağlamanın arzu edilmez, istemeden olmuş sonuçlarıdır bunlar. Hâlbuki öyle değil.

Onlar tarihi kendi veçhelerine göre anlatıp, kendi ihtiyaçlarına göre işlevselleştiriyorlar. Bizde onların bu numarasını yutmuyoruz.

Onlar ulaştıkları Dünyevî Hükümranlığı meşrulaştırmak, diğer insanlar üzerinde kurdukları egemenliği haklı göstermek için, kendilerine üstün ırk payesi verecek IRK TEORİLERİ tasarladılar. Türkiye özelinde Türk Varlığını bölecek, Türkleri etnik parçalara ayıracak köken teorileri ortaya attılar. Biz de etnik köken gerçekliğini inkâr etmeden kendi gerçekliğimizi idrak etmeye çalışıyoruz.

Türkiye’nin Cumhuriyetin ilanı sırasında kendi yerleşik insan varlığı vardı. Bu insan varlığı, binlerce yıllık bir halefiyetin sonucuydu. Cumhuriyetin ilanı sırasında dahi Balkanlardan, Kafkaslardan o uzun büzülüş sırasında göçüp gelen, Türkiye’deki geçmişi 100 yılı geçmeyen milyonlar vardı. Cumhuriyetin ilanından sonra da Osmanlı Topraklarından başta olmak üzere, değişik yakın çevreden Müslüman muhacirler Türkiye’yi Vatan bilip geldi.

Bu toprakların insanı kendine Türk dedi, dışardakiler de onlara Türk dedi, (Batılılar bizi her ne kadar “Türk değilim, Kürdüm, Çerkez’im, Gürcü’yüm, Boşnak’ım, Arap’ım, Ermeni’yim, Arnavut’um vs” demeye teşvik etse de, dile getirmediği bilincinde bunların hepsini Türk bilir) Türk kalmaya, olmaya niyet eden Türkiye’de kaldı, Türk olmaya heves edenler Türkiye’ye geldi.

Bu böyleyken, “Biz Türkler Orta Asya’dan geldik” demek, bilimsel bir safsata, siyasi basiretsizlik, gaflet ve dalalet, hatta hıyanettir..07.05.2018

15-05-2018 00:18
YORUMLAR
Henüz Yorum Yok !
Diğer Yazıları
MAKALELER YAZARLAR
GAZETE İLK SAYFALAR
HAVA DURUMU


ANKARA

ANKET

YENİ HUKÜMETİ HANGİ PARTİLER KURMALI

Tüm Anketleri Görmek ve Oy Kullanmak İçin Tıklayın