SONLANAN SEÇİM (I)
Av.Murat SUCU
[email protected]
.

SONLANAN SEÇİM (I)

“Beklenen Seçim”, nihayete erdi, sonlandı. Sonuçlar benim için çok sürpriz değildi. Demiştik ki: “MHP’nin 4. Parti olması mümkündür. Ama MHP’nin 3. Parti olması da mümkündür. Hatta MHP 2. Sıradaki parti bile olabilir. Eğer MHP Milletvekili aday listelerinde YÜKLENDİĞİ SORUMLULUĞA YAKIŞIR BİR TİTİZLİK GÖSTERİR, MİLLETİN KARŞISINA ALNI AK BİR KADRO ÇIKARABİLİRSE, MHP’nin 1. Parti olması HERKESİ TERS KÖŞEYE YATIRMAKTAN KIVANÇ VE MUTLULUK DUYACAĞIM ÜMİDİMDİR.

MHP’nin baraj sorunu olduğundan bahsedenlerin ne siyasetten, ne de TÜRK milletinin feraset ve basiretinden hiç haberdar olmadıklarını peşinen söyleyelim.”

Kantarın topuzunun fazla kaçıp MHP’nin 1. Veya 2. Parti olması sadece benim hayalimdi, ümidimdi. Hüsran bekleyenlerin beklentisi kursağında kaldı. Milletimin hissiyatını,  asgari düzeyde de olsa hissedebiliyormuşum çok şükür.

Son ana kadar Cumhurbaşkanlığı seçimi konusunu umursamamaya, bu konuda tarafgir bir seçim yapmamaya çalışsam da, son anda milletin kahir ekseriyeti doğrultusunda oy verdim. Vebali bu işi bu noktaya getirenlerin boynuna.

Niçin? Hikâyesi uzun, ama son aylarda beklenti,  şüphe, plan, ümit ve korkularımın yersizliği şüphesine kapıldım. Bu şüphe bende, etkisiz, faydasız olduğum konuları dert etmeme, engel olamayacağım kötülükleri üstüme alınmama çabasını doğurdu.

15 Temmuz sonrası acil olanın Millete gitmek olduğunu düşündüm. Cumhurbaşkanlığı sistem değişikliğini, vakitsiz ve fazla riskli buldum. Az farkla EVET çıktı. EVET’ten sonra muhalefetin tuhaf irtica hevesini de anlayamadım. (Aslında bu konuda olan biteni en çabuk kavrayan ve yeni duruma göre teklif üreten bir Deniz Baykal vardı. Referandum sonrasında katıldığı tv programında yeni duruma göre eylem planı teklif etti. Ama muhalefet, sandıkta hile iddialarına sarılıp, olanı kabullenmeme hastalığına tutulduğu için, kimse O’nu dinlemedi, Deniz Bey felç geçirmesinden sonra da bir daha konuşamadı) Düşünebiliyor musunuz, karşı tarafın seçimi kazanması halinde önümüzdeki 2-3-5 seneyi önceye dönme yolları arayarak, devletin ihtiyaçları doğrultusunda yapılmış Külliye’yi ne yapacağımızı düşünerek geçirecektik.

Her insanın kendi mükemmel ilerleme, gelişme, daha iyiye gitme senaryosu vardır. Bir devletten de en mükemmel senaryoyu tıkır tıkır işletebilmesi beklenir. Birkaç yıldır, Türkiye’de olan biten benim “mükemmel senaryoma” uygun olup bitmiyor. Bu beni şaşırtıyor, ümitsizliğe sevk ediyor.

Size şöyle bir örnek vereyim: Recep Tayyip Erdoğan Cumhurbaşkanı seçilip, Ahmet Davutoğlu başkanlığında 2015 seçimlerine gidilirken, MİT Müsteşarı Hakan Fidan müsteşarlıktan istifa ederek, AKP’den milletvekili aday adayı oldu. Sayın Cumhurbaşkanı bunu tasvip etmediğini söyledi. Ben o sırada bunun gerçek olabileceğine akıl erdiremediğim için “Cumhurbaşkanı ile Parti ve Hükümet arasında ki ilişkinin (anayasaya uygun bir şekilde) değiştiğini göstermek için bir senaryo oynanıyor” diye yorumlamıştım. Sonra gördük ki ortada bir senaryo yok, milletin gözünün önünde olan biten her şeyiyle gerçek. Yani Mit Müsteşarı Cumhurbaşkanı’nın onayı olmadan istifa ediyor ve Cumhurbaşkanı engel olamadığı bu duruma kamuoyu önünde tepki göstermek zorunda kalıyor. Sonra biliyorsunuz, Mit Müsteşarı istifasını geri aldı, adaylık başvurusunu geri çekti ve yeniden MİT Müsteşarı olarak atandı. Ben bunu görünce, “Bunu bile beceremeyen, eline yüzüne bulaştıran insanlar, bu işi nasıl başaracak?” endişesine kapılmıştım.

Sonra 15 Temmuz oldu hani derler ya “Bu artık tüy dikti”. Az buçuk, dinden diyanetten sosyolojiden uluslararası ilişkilerden tarihten, siyasetten, hukuktan, ordudan haberli herkes için bu telafisi imkânsız bir faciadır. 15 Temmuzda karşı tarafın hedeflerine ulaşamadığı iddiası bir avuntudur. Böyle bir olayın gerçekleştirilebilmiş olması karşı taraf için başlı başına bir başarıdır. Biz en fazla beterden korunduk. Nasıl korunduk Allah bilir.

İşte Türkiye’de siyasetin cereyanı, 15 Temmuz sonrası yapılan bir kısım iş, Devletin görünür işleyişi benim Yüce Devlet, Hukuk Devleti, Vatan savaşı veren devlet senaryolarıma uymuyor. Belki yanıldığım noktalar vardır. Ama haklı olduğum birçok nokta olması da muhakkaktır. Ben burada, bu köşede, bunun çözümlemesini yapmaya çalışıyorum. Türkiye’nin Adresi yazılarına biraz ara verip, aynı amaca yönelik, aynı doğrultuda, Güncel, Yakın Geçmiş/Gelecek Türkiye Meselelerinden bahsetmeye çalışalım.

Devlet Bey seçim sonrası yaptığı açıklamada “Cumhuriyetin 3. Döneminden” bahsetti. Bir kısım “konuşucu”dan “Hangi 3. Dönem, 2. Cumhuriyetçiler şu anda tutuklu” diyenler oldu. Devlet Beyin kastettiği 3 dönem konusunda yapılmış bir açıklama yok. Ama bu 3 dönemin şu 3 dönem olmama ihtimali de yok.

1. Dönem İstiklal Savaşı ile başlayan Lozan antlaşması ile zemin bulan ve 27 Mayıs 1960’a kadar devam eden dönem,

2. Dönem 27 Mayıs’la başlayıp, anayasanın halk oylaması sonucu onaylanması ile zemin bulan ve 15 Temmuz’a kadar devam eden dönem,

3. Dönem ise sancıları AKP’nin iktidara gelmesi ile başlayan (hamilelik şüphesi) 2007’den sonra AKP kapatma davası, Ergenekon davaları, 17/25, (kusma, hamilelik şüphesinin tahkiki, hamilenin yatağa düşmesi, taş düşürmesi, tehlikeli gebelik, kürtaj ihtimali/hevesi, hatta babanın belirsizliği karmaşası, bebeğin genetik fizyolojik tamlığı vesvesesi, kanama, yatma zorunluluğu, yatamama zorluğu vs. vs. dönemi) 15 Temmuz’da (suyun boşalması, günün dolması ve doğum.) 24 Nisan Referandumu (lohusalık/doğum sonrası küvez). 24 Haziran’sa 3. Dönemin tam başlangıcı oluyor.

27 Mayıs sonrası dönem hakkında 2. Cumhuriyet olarak niteleme fail ve destekçiler tarafından dillendirilmiş zaten. Sonradan bu “2. Cumhuriyet” nitelemesinin yaygınlaşmamasının, zamanla Sümen altı edilip, unutturulmasının sebebi, Türkiye Cumhuriyetinin İstiklal Savaşı ve Atatürk’ün sağlayacağı meşruiyet olmadan ayakta duramayacağının anlaşılmış olması olsa gerek.. 03.07.2018

11-07-2018 20:20
YORUMLAR
Henüz Yorum Yok !
Diğer Yazıları
MAKALELER YAZARLAR
GAZETE İLK SAYFALAR
HAVA DURUMU


ANKARA

ANKET

YENİ HUKÜMETİ HANGİ PARTİLER KURMALI

Tüm Anketleri Görmek ve Oy Kullanmak İçin Tıklayın