MUSTAFA KEMAL’DEN TAYYİP ERDOĞAN’A SİYASETİN/DEMOKRASİNİN/DİKTATÖRLÜĞÜN SERENCAMI (III)
Av.Murat SUCU
[email protected]
.

MUSTAFA KEMAL’DEN TAYYİP ERDOĞAN’A SİYASETİN/DEMOKRASİNİN/DİKTATÖRLÜĞÜN SERENCAMI

(III)

Osmanlı Hanedanı, imparatorluk topraklarında yönetme ayrıcalığına sahip piramidin tepesindeki kişiyi Cumhuriyetin ilanına kadar çıkarabiliyordu. Hanedanın gücü elde etmesi ve pekiştirmesini müteakip ta Yıldırım Beyazıt zamanından itibaren Devlet, dünyevi menfaat ve maslahatı gözeten bir mekanizmaya dönüşme istidadı gösterdi. Bu karakter Fatih’le birlikte pekişti, Kanuni ile zirveye çıktı. Bu süreçte ve devamında Devletin vatandaşın teşkilatı olmak özelliği kaybolarak, Kapı Kulu devleti, vatandaşın hükümranı pozisyonu kesafet kazandı. Osmanlı Hanedanı, bir yönüyle insanlık tarihinin en mazlum hanedanlarından biri, bir yönüyle en zalim, bir yönüyle en bahtlı hanedanlarından biri oldu. (Yaklaşık 2 ay önce bu paragrafı yazmışım, silmeye gönül razı değil)

Devlet ve Millet arasındaki ilişkinin mahiyeti, biçimi temel meselemiz. Modern zamanlarda yumurta tavuk ilişkisine dönüşmüş, çetrefilli bir mesele bu. Konuşanlar yazanlar (Mesela ben) büyük büyük laflar ediyoruz. Bu büyük lafların yanlışlığı ne kadar muğlak, tartışmaya açık olduğu biraz akıl yürütmeyle kolayca anlaşılabiliyor. Bazıları çok kolay yazıp konuşabiliyorlar, bense her düşünmeye başladığımda ne kadar az bildiğimi fark edip, bilmediklerimin derdine düşerek bildiğimi bile söyleyemiyorum. Tekrar edersek önceki yazıda:

Şimdi aynı zaman dilimi hakkında iki farklı açıdan iki farklı dönemselleştirme ile karşı karşıyayız. Türkiye’nin Adresi başlıklı dizi yazı Türkiye ile Dünya Sistem ilişkisinin serencamını fikretmek, tahlil ve izah etmek amacına matuf Dış Bağlantılı siyasi hikâye, Sonlanan Seçim (Mustafa Kemal’den Tayyip Erdoğan’a Siyesetin/Demokrasinin/Diktatörlüğün Serencamı)başlıklı dizi yazı ise Türkiye’nin Cumhuriyetle birlikte girdiği maceranın iç siyasi hikâyesi oluyor. Demişiz..

Baştan söyleyelim, (gerçi başlayalı çok oldu ama) her söylenen eksiktir. Çünkü her şeyi söylemek hiçbir zaman mümkün değildir. “Lafın çoğu aptala söylenir” derler. Herkesin aptallaştığı bir gün gelir, Profesörler, Generaller bile çok basit yöntemlerle dolandırılabiliyor.

28 Ekim 1923. Gazi Mustafa Kemal “Efendiler yarın Cumhuriyeti ilan edeceğiz” dedi. Kimler neyi hayal ediyordu, arka plandaki fikirleri neydi, o aşamaya nasıl gelinmişti uzun araştırmalık sorular, binlerce kitaptan cevaplarını bulabilirsiniz. Her şeyin eksik kalacağı mottosuna vurursak bulduğunuz cevaplar eksik kalacak. Kadir Mısıroğlu’nun cevabı ile Soner Yalçın veya Uğur Mumcu’nun cevabı aynı değil. Eksik olmak başka, birbirini nakzeden iki farklı cevaba ulaşmak başka. Şimdi benim Kadir Mısıroğlu’nun cevabına yakın olduğumu belki bazıları kolayca düşünebilir. Yok hayır ben Uğur Mumcu’nun cevabına yakınım. Bütün bunlar açıklamaya muhtaç.

Cumhuriyet ilan edildi. Yeni bir devlet kurulmadı devletin şeklinin Cumhuriyet olduğu ilan edildi. Cumhuriyet kelimesi batıdaki kelimelerin karşılığı olarak herhalde Halk Yönetimi anlamı yüklenerek uydurulmuştu. (Kim ne zaman uydurdu, bu da araştırmaya muhtaç). Ama acaba halkın bu konuda fikri neydi? Halkın ne olup bittiğinden haberi var mıydı? Şimdiki şartlarla, iletişim imkânları ile karşılaştırırsanız “yoktu” demenin yanlış olduğunu söylemek imkânsız. Yani halkın haberi olmadan fikri sorulmadan Cumhuriyet’e ulaşmışız.

Türkiye’de Cumhuriyet hangi anlamı kazandı, hangi özelliği ile tefrik edilebilir oldu? Değişen neydi? Benim varabildiğim tek sonuç: “Artık hanedan yoktu, devletin fiili hukuki ve temsil makamı olarak en tepesinde bulunacak kişinin hanedan efradından biri olma şartı ortadan kalktı.” Bu benim çok sevdiğim bir şeydir. Pür İslami, insani bir atılım.

Dünyada monarşiden cumhuriyete geçişi en sancısız, en kolay olan millet biziz, biz Türkleriz desek yalan olmaz. Japonya hala bir monarşi, İngiltere, Hollanda, İsveç.. İspanya bile Franco döneminden sonra Monarşiyi tekrar ihdas etti. Pek bilinmez ama Mussolini İtalya’sı bile bir monarşiydi. Monarşik devletlerde Cumhuriyetçiler, Monarşiden Cumhuriyete geçilmiş ülkelerde Monarşistler var. Ama Türkiye’de Monarşist bir hanedan kurmayı hayal edebilen acaba kaç kişi var? Niçin yok?

Çünkü biz Türkler, eğer bir soy kutsaması üzerine devlet ihdas edecek olsaydık, Peygamber Sülalesini başımızdan eksik etmezdik. Peygamber Sülalesinden bir ferde vermediğimiz bir kudsiyeti, hiçbir insan evladına verecek değiliz. Zamanında da vermedik, sadece sabrettik, tahammül ettik. 27.11.2018  

28-11-2018 22:56
YORUMLAR
Henüz Yorum Yok !
Diğer Yazıları
MAKALELER YAZARLAR
GAZETE İLK SAYFALAR
HAVA DURUMU


ANKARA

ANKET

YENİ HUKÜMETİ HANGİ PARTİLER KURMALI

Tüm Anketleri Görmek ve Oy Kullanmak İçin Tıklayın