Merhum Kemal GÜRAN’IN Hafız Ağa ile İlgili Hatıraları
Sırrı ER Kızılcahamamhaber
sirrier@hotmail.com
.

Merhum Kemal GÜRAN’IN Hafız Ağa ile İlgili Hatıraları

“Hafız Ağa, okuttuğu talebelerden hiçbir ücret istemezdi, verseler

de almazdı.”

ESYAV’a yayın koordinatörü olduktan sonra bülteni yayımlamaya başladık, bir yandan da “20. Yüzyılda Kızılcahamam-Çamlıdere Yöresinde Yetişen Ünlü Hafızlar” kitabının hazırlık çalışmalarını hızlandırdık. 

Merhum Kemal Güran Hocam ile birlikte, kitapta hayatı yer alacak hocalardan bazılarıyla röportajlar yapıyorduk. O günlerde bana, kendi köylerinde yaşamış Hafız Ağa lakaplı Mehmet Yılmaz Hoca’dan bahsetmeye başlamıştı. Anlattığı bilgiler ilgimi çekmişti. Birgün kendisine“Anılarınızı yazdınız mı hocam? Yazmadıysanız bunlar unutulur” dedim.“Müsait bir zamanda benimle röportaj yap da Hafız Ağa ile ilgili bildiklerimi anlatayım. Kayda geçsin. Ne olur ne olmaz, ölüm var kalım var.” dedi. Anılarının bir an evvel yazılı hale getirilmesini istiyordu.Kemal Güran Hocam ile bu röportajı 14 Mart 2008 tarihinde yaptım. Hocam röportajda konuştukça açıldı, eski yıllara ait anıları anlattıkça neşelendi. Güzel bir söyleşi olmuştu. Hafız Ağa’ya ait bilgilerin kayıt altına alınmış olması onu memnun etmişti. Aynı yılın yaz mevsiminde bir davet üzerine Alpagut köyüne gitmiştim. Rahmetli Kemal Hocam da katılmıştı toplantıya. Ben bir tanıdığıma Hafız Ağa’nın köydeki evini sordum,gösterdiler, ben de evin şimdiki halinin resmini çektim. 

Kemal Hocam’a “Hafız Ağa’nın kabrine gidelim mi hocam? Fatiha okuruz, hem de resim çekerim” dedim. Teklifimi uygun buldu. Oğlu Sacit Bey’i çağırarak “Bizi mezarlığa götür” dedi. Sacit Güran’ın arabasıyla köyün mezarlığına gittik. Ruhlarına Fatiha okuduk.Kemal Hocam “Hoca efendinin mezarını ben yaptırdım.” dedi ve Hafız Ağa’nın kabrindeki yabani otları elleriyle yolmaya başladı. Sacit Bey de babasına yardım etti ve kısa amandamezarın üstü yabani otlardan temizlendi. Ben de mezarın resimlerini çektim.Bu röportajın hikâyesi de böyledir.12 Nisan 2009 tarihinde de Kemal Güran Hocam vefat etti. Rabbim rahmetiyle muamele etsin İnşallah. Mekânı Cennet olsun.

Sırrı ER: Muhterem hocam, Hafız Ağa’nın annesi, babası, eşi ve çocukları hakkında bizi aydınlatır mısınız?

Kemal GÜRAN: Rahmetli Hafız Ağa, 1886 yılında Alpağut köyünde doğmuş. Babası köyün ileri gelen şahsiyetlerinden Ömer Ağa, annesi Havva Hanım imiş. Hafız Ağa’nın adı Mehmet Yılmaz. Gençliğinde hafızlığını yapmış, duyumlarımıza göre İstanbul’a da gitmiş.Bir ara akli dengesini kaybetmiş, kafasında bir bozukluk olmuş. O dönemi atlatmış sonra hıfzını ciddi suretle kuvvetlendirmiş, ondan sonra da çevrede hafız okutmaya başlamıştır.Hafız Mehmet Yılmaz önce Akgül Hanım ile evlenmiş. Ondan Ziya, Emin, Hacı Ömer, Ünzile ve Akgül adlı çocukları olmuş. Eşi vefat edince Kezban Hanım ile evlenmiş. Bu hanımından Ali adındaki oğlu doğmuş. Eşi vefat ettiği için dul kalan Sabire Hanımı 2. Eşi olarak almış. Ondan da Hacı İbrahim adlı oğlu dünyaya gelmiş. Bunların hepsi vefat etti.Hafız Ağa’nın ölümü de enteresan bir şekilde oldu. Bizim köylerde bayramlaşma olur.Bayramlaşma da köyün erkekleri camiden çıkıp bayramlaşırlar. Kadınlar da bayramlaşmak için ev ev dolaşırlar. Bir bayram günü, kendilerinden büyük hanımları ziyaret etmek içinKara Mehmetler, Hafız Ağa ve bazı köy erkekleri bir eve gitmişler. Ev sahipleri, kendi evleriile bitişikteki bir samanlık toprak kaşın üzerine iki tane ağaç atmışlar, aralarına da tahta sermişler üstüne de döşek yorgan halı atmışlar. Orası biraz rüzgâr alan, serinlik veren bilhassa öğleden sonra güneşin arka tarafa geçmesi ile gölgelik olan etrafı da seyri tatlı olan bir yer.Misafirler orada oturuyorlarmış, ansızın ağaçlardan bir tanesi kırılıyor ve bunlar paldır, güldür düşüyorlar. Altı da taşlıymış. Hafız Ağa’nın bacağı kırılıyor. Köyde bir süre bekledi, sardırdı olmadı. Ankara'dan bir taksi getirttiler, taksi ile Ankara Numune hastanesine geldi. Numune Hastanesinde kurtulamadı, sizlere ömür oldu ve köye cenazesi geldi, Allah rahmet etsin.

Sırrı ER: Hafız Ağa’nın ölümü 1948’de mi olmuş?

 Kemal GÜRAN: Evet. Rahmetli Hafız Ağa bizim yörenin önde gelen şahıslarından biriydi. Ankara’da milletvekilleri tanıdıkları varmış. Babam rahmetlinin anlattığına göre onlarla direk temas yapabilirmiş. Oğlu Hacı İbrahim rahatsızlanmış, onu Ankara’ya getirmiş,Numune Hastanesine yatırmak istemiş veya tedavisini yaptırmak istemiş, kaydı yapan memur “çocuğun adı ne?” demiş. Hafız Ağa “Hacı İbrahim” demiş, memur “ hacı diye isim mi olur, ben bunu kaydetmem” demiş. Hafız Ağa oradan çıkmış, doğru o tanıdığı milletvekiline varmış, anlatmış olayı. Milletvekili bir telefon etmiş, aynı adama göndermiş, o da tabii mecbur kalmış, almış hem de alay ederek, çocuğun ismini yüksek sesle söyleyerek.Hafız Ağa dediğini yapabilecek güçte bir adamdı. 

Sırrı ER: Hocam, eskiden köylerde herkes tarafından saygı gören itibarlı insanlar varmış. Mesela Hafız Ağa öyle biriydi değil mi? 

Kemal GÜRAN: Tabii, Hafız Ağa başka. Bizim köyde Hafız Ağa bir, rahmetli babam Alpağut Hatibi Osman Efendi iki, Hacı Mustafa üç, Hacı Halil Ağa dördüncü sırada gelirdi.Çevre köylerde düğün müğün olduğu zaman, Alpağut’tan başta bu dört kişi çağrılırdı. Bir sene babam, Hafız Ağa ve Mustafa Ağa ova köylerine düğüne davet edildiler, köye kırk gün sonra döndüler. Bazen kaza düğünü derlerdi. Kaza çapında yapılan düğünler vardı. Bağlıca’lı İsmail Ağanın oğlunun düğününü ben iyi hatırlıyorum, kaza düğünü yapıldı. Kızılcahamam,Güdül, Çamlıdere ve Ayaş köylerinin hemen, hemen çoğu merkez de dahil olmak üzere davet edildi. Bunlar Bağlıca’da ağırlandılar, misafir edildiler ve cirit oyunları yapıldı, at koşularıyapıldı. Ben bunları bizzat seyrettim.

Sırrı ER: Hocam, sizin çocukluk yıllarınızdaki din eğitiminden de bahsedelim biraz.Tek parti döneminde yasak olmasına rağmen vatandaşlar çocuklarına dinini, diyanetini  öğretmek istiyorlardı. Köylerde de bu iş için gönüllü olarak Allah rızası için çalışan kişiler vardı. Siz hafızlık çalışmanıza Hafız Ağa’da mı başladınız? 

Kemal GÜRAN: Ben Hafız Ağa’da başlamadım. Ben Hafız Ağa’da okumadım. Beni babam hıfza başlattı. Benim başlamam da şöyle. Önce Arif Özdemir Hocayı babası hıfza başlatmış ve birinci sayfaları otuz sayfa, otuz cüz o bitirmiş o benden iki yaş büyük. Üç sınıflı ilkokulu da bitirdi o. Ben henüz okula başladım. O hafızlığa başlayınca babam beni de onunla birlikte başlattı. O birinci sayfaları bitirdi beni de onunla beraber olsun diye ikinci sayfadan onunla beraber aynı cüzde derslerimiz aynı olsun, sayfaları birlikte ezberleyelim diye beni de onunla beraber başlatıverdi ve bu kere babam okutmaya başladı ikimizi de. Ben hafızlığa başlayınca babam beni okula göndermemeye başladı. Okula göndermeyince eğitmenle de (ozaman Hafız Ağanın oğlu eğitmen) babamın arası açık, küsler, bu nedenle o babama bir şey diyemiyor. Hacı Mustafa’ya diyor ki, “çocuğu göndermiyor okula, göndersin, göndermezse ben kaymakamlığa veya nahiye müdürüne şikâyet edeceğim.” Bunun üzerine babam beni okula göndermek zorunda kaldı. Bu nedenle benim hafızlığım biraz gecikti. Yaz aylarında biraz çalıştım ama üç sınıflı ilkokulu bitirdikten sonra artık temelli yüklendik hafızlık üzerine.Ben hıfzı belki on beş, on altı sayfaya kadar filan babamda okudum. Sonra amcam askerden geldi amcam askerden gelince de kalanını amcamda tamamladım. Babam sadece beni değil Arif Özdemir’i, Kamil Yalçınkaya diye bir akrabamız vardı onu, üçümüzü babam okuttu, Cemalettin Çimen de bir ara bizim köye geldi babamda bir süre okudu sonra köylerine döndü. Din eğitimi konusu bizim çevrede ve bizim köyde böyle. Bizim köy bir merkez gerçekten başka da örneği yok. Çeltikçi çapında başka örneği yok. Daha sonraki dönemde Yakakaya’da Molla Ahmet Efendi Arapça okutmak için bir kısım kimseleri etrafına topladı.Bunu da şöyle rivayet ediyorlar: Köyde bizim hafızlık erasimimiz oldu hafız olduktan sonra,bu merasime aşağı yukarı on beş yirmi köy davet edildi. Davetliler bir gece ağırlandı, ertesi gün kumluk denen çay kenarında güzel bir çimenlik yer vardı, orada toplanıldı. Biz orda hıfzımızı ispat ettik. Arif Hoca, ben ve Kamil Hoca için bu tören yapıldı. Yakakayalı Molla Ahmet Efendi de bu merasime davetli katılmış. Hafız Ağa demiş ki Molla Ahmet efendiye; “Bak ben çocukları bunlar gibi etiştiriyorum, sen de biliyorsun bir hizmet oluyor, sen ne diye boş duruyorsun, sen de topla etrafında bir takım çocukları, yetiştir” diyor. Onun üzerine Ahmet Efendi oradan aldığı ilhamla ve Hafız Ağa’nın irşadıyla çok geç dönemde okutmaya başlıyor. Yıl 1945-46. Hafız Ağa 1948’de vefat edince ben de köyde durmadım ve Ankara’ya geldim. 

Sırrı ER: Hocam, Hafız Ağa’nın dış görüntüsünü nasıl hatırlıyorsunuz? 

Kemal GÜRAN: Çok enteresan bir zattı Hafız Ağa. Kırmızı çehreli, beyaz sakallı,orta boylu idi, güzel giyinirdi. Gerçekten Ağa idi. Çok akıllı, çok müdebbir idi. Kendini topluma kabul ettirirdi. Zaten toplum da onu kabul ederdi. Kendini topluma kabul ettirmek  için de bir takım yollara tevessül ederdi. Bizim köyde veya başka bir köyde bir dini merasim olduğu zaman sarığıyla falan ortaya çıkardı. Halkın içinde kendisine ayrıcalıklı bir konum seçerdi, gittiği dini merasimlerin yöneticisidir. Onun bulunduğu hiçbir merasimde o merasimi yönetme yetkisini ve cesaretini hiç kimse kendisinde bulamazdı. Dini toplantıları Hafız Ağa yönetirdi. Bir mevlit okunuyorsa kimin ne okuyacağına o karar verirdi. Okuyuşunu beğendiğikimseleri uzun süre okutur, beğenmezse “sadakallahulazim” deyivererek keserdi. Onun otoritesini ve halkın ona olan saygısını belirtmek için bir olayı nakledeyim. Kışlak köyünde bir mevlit oluyor, çevrenin imamları toplanmış mevlit okunuyor. Bir hoca efendi mevlit okuyor. Sesi pek uygun değil ama imam olduğu için ona mecburen okutuyorlar. Cemaat sızlanmaya başlıyor, okuyuşundan memnun değiller. İşaret ediyorlar, işaretle Hafız Ağa’ya kestir bunu, indir, filan gibi telkinler ediyorlar. Hafız Ağa o hocaya ismiyle seslenerek in gayri diyor. O hoca ldırmıyor devam ediyor. Cemaatten gene indir işaretleri geliyor in gayridiyor, gene inmiyor. Üçüncü sefer cemaat sızlanmaya başlayınca -indiremedim komşular! İndiremedim komşular! Gücünüz yetiyorsa siz indirin, diye bağırmaya başlayınca artık o zat inmek zorunda kalıyor ve iniyor. Yani böylesine otoriterdi. Köylere düğüne-müğüne filan gittiği zaman davet edildiği zaman böyle gelişi güzel etleri filan yemez, sığır eti filan yemezdi. Ona mutlaka hindi eti olacak, tavuk eti olacak. Ya o köyden birine bir yakınlığı bir selamı varsa ya onu uyarır ya bizim köyden kullanabileceği bir adam varsa onu kullanmak suretiyle oradan birisine bu sinyali ulaştırır. Efendim -işte malum ya ben sığır eti yemem eğer sığır eti gelecekse benim için ayrıca bir hindi eti hazırlattırın. Kendine böylece bir ayrıcalık yapardı. Ama halk onun bu tutumundan bîzar filan değildi. Ona saygıyı gösterirlerdi. Hafız Ağa dediğim gibi köyün ağası, geniş çeltik arazileri var, geniş tarlaları var, oğullarını zengin kızları ile evlendirmiş, oğullarının da servetleri oldukça iyi. Onları ayırmış ev bark sahibi yapmış, iki hanımı var hatta ilk hanımı vefat etmiş sonra da bir hanım almış sonra da benimebem dul kalmış, annemin annesini almış. İkinci hanımı da annemin annesi idi. Annemin annesi de 1946’da vefat etti, tek hanımı kaldı ondan sonra kendisi de 1948’de vefat etti. 

Sırrı ER: Siz bu olayı hatırlıyor musunuz hocam? Anneannenizle evli olduğu yılları. 

Kemal GÜRAN: Evet, hatırlıyorum tabi. Beni bir manada torunu gibi kabul ederdi.Ben de onu dede gibi kabul ederdim. Pazardan filan gelirken (Pazardan gelenleri köy çocukları karşılarlar ya) karşılardık. Köyün çocuklarına biraz bir şeyler verir, fakat beni alır evine götürürdü. Bana özel ikramları olurdu. Köy çocukları oruç tutarlar, orucunu da büyüklerine satarlardı. Ben de orucumu satardım. Bana bunun karşılığı davar filan verirdi, hatta bir sene bir davar verdi fakat pek gözümüzü tutmadı o davar. Amma o öyle bir methediyor ki “oğlum sen bunun böyle olduğuna bakma. Her sene çift kuzular bu” diyor.Köyümüzün karşısında bir bağımız var, bağımıza ben bağ gözlemeye gidiyorum, kuşlardan filan bağı korumak için onun da evinin önü bahçesi idi orayı genişletti, beş dönüm kadar bahçe yaptı. Köyün önünde, çayın da kenarında çayın kenarını da uzattı o çay kenarı olan kumluk yatakta güzel kavun, karpuz yetişiyor. Bir gün ben bağa giderken beni gördü, oradan hemen bir kavun kopardı getirdi bana “oğlum bunu ye! Bunun arkası çatlamış, bu çok tatlıdır ha” diye bana onu hediye etmişti. Yani böyle verdiği şeylerin değerini karşıya anlatmak için böyle mübalağalı şeyler yapardı. Çok zeki bir adamdı. Malına çok dikkatli, çok titizdi. Geniş çeltik arazileri var, geniş, sulamasız kır arazileri var ve 500-1000 davarlık sürüleri var, dağda yayılan sürüleri vardı. 

Sırrı ER: Yani, Hem dini yönü, hem dünyevi yönü gelişmiş bir kimse idi. 

Kemal GÜRAN: Gerçekten çevrede şöhretli idi. Otoritesi kabul edilirdi. Köyde de itibarlı, saygı duyulan bir kişi idi. Daha çok babam ve Hacı Mustafa ile çok sohbeti vardı.Onlarla aşağı yukarı kendini tatmin ederdi. Daha başka kişilerle öyle hemhal olamazdı, Babam da, Hacı Mustafa da biraz dini bilgileri olan köyün ileri geleni idiler. Babam köyün hatibi idi. Zaman, zaman köyün imamlığını da yapardı. Hacı Mustafa akıl daneliği ile oturup kalkışı ile itibarlı idi. Hafız Ağa onlarla kendini eşit kabul edebilirdi. 

Sırrı ER: Hafız Ağa tahmininize göre kaç kişiyi hafız yapmıştır?

 Kemal GÜRAN: Herhalde elli, atmış kişi olmuştur bir nesil hafız yapabildi zaten.Hatırladıklarım; Üyük’ten Hasan Böke, Kurumcu‘dan Ahmet diye bir çocuk vardı, CuruklarınHafız derlerdi bir de o, bizim köyden İbrahim Özdoğan , Abdullah İşler, Durmuş Abacı,Mustafa Ünal, Çeltikçi’den Hacı Ali diye bir çocuk vardı o, Bağlıca’dan İsmail Fidan, Büyük Mehmet derlerdi bir Mehmet vardı soyadı da Çakır galiba, bir Mehmet daha vardı, uzun süre Bağlıca köyünde imamlık yaptı şimdi halen sağ Bağlıca köyündedir o Mehmet. Kışlaklı Hafız Mehmet sonra Kur’an kursu öğreticiliği de yaptı.

 Sırrı ER: Hocam maşallah çok iyi hatırlıyorsunuz, peki hocam hafızlığa çalıştırdığı çocukların ailelerinden maddi, manevi bir talepte bulunur muydu?

Kemal GÜRAN: Hayır, yani hafız yapma karşılığında hiçbir ücret talep etmezdi, almazdı. Ancak Ağa olduğu için, davarı olduğu için, sürüsü olduğu için gerek kır tarlalarında ki ekin, biçim çeltik tarlalarındaki ekin, biçim işlerinde hayvanlarına pür getirmesi, çam pürü getirmeleri çeltik kaldırımı, bağ bozumu, pekmez kaynatımı, güz mevsimlerinde işçiliklerinden istifade ederdi. Ama bu zorunlu bir istifade değil sadece beklentisi  olurdu,onlar da bu beklentiyi bildikleri için imkânları nispetinde yardımcı olurlardı. Onun ötesinde maddi bir şey mesela tarhana getirsin, bulgur getirsin, pirinç getirsin veya koyun getirsin yok böyle şeyler olmazdı sadece emeklerinden  yararlanırdı. 

Sırrı ER: Hocam siz Hafız Ağa’da hiç okumamışsınız fakat siz küçükken okuyanları falan görmüşsünüzdür. Camide mi okurlardı? Köy odasında mı okurlardı? Yoksa hocanın evinde mi okurlardı. 

Kemal GÜRAN: Hocanın kendi odasında, kendi evinde. Dedim ’ya o giriş katta kioda’ ya oraya giderler. Derslerini misafir oldukları evlerde çalışırlar, mevsime göre evin damına, kaşına çıkarlar orda veya bahçelerde şuralarda, buralarda derslerini yaparlardı. 

Sırrı ER: Hocam bu çocuklar Hafız Ağa’dan korkarlar mıydı? Şimdi o otoriteye biraz değinsek. 

Kemal GÜRAN: Hafız Ağa’dan çok korkarlardı. Hafız Ağa’yı yolda görürlerse yolları şaşardı. Hafız Ağa yolda gördü mü o çocuğu, yandı o çocuk. Köy halkı da bir taraftan bu çocukları yolda gördükleri zaman kulağını çeker, haydi dersine ne yapıyorsun sen sokakta! Diye veya köyün dışında  urada, burada yakalasalar haydi köyünüze evinize dersinizin başına diye uyarırlardı. Hafız Ağa’ya günlük dersini veremedi mi öğrenci yandı, dayak hazır.

 Sırrı ER: Hocam sizin, hafızlık dönemine ait bir şey soracağım ben. Hafızlık yapmak zor mudur? Şimdi merak ettiğimden soruyorum yani o kadar birbirine benzeyen ayetler, sureler bu nasıl karıştırılmaz, bu biraz teknik bir konu ama pratik yönleri var mı?  

Kemal GÜRAN: Hafızlık yaptırmada farklı metotlar var. Mesela İstanbul’daki Mahmut Efendi müridanının ve bazı Erzurum çevresinde hafız yetiştiren kişilerin hafızları yetiştirirken ağır ağır okuma şeklinde sanki kıraatli okuyormuşçasına ezberletiyorlar. Bu çok sağlıklı ve kalıcı oluyor, bu şekilde hafız olanlar kolay kolay hıfzlarını kaybetmiyorlar. Bizim yörede hafızlığa çalışanlar derslerini süratli şekilde okuyarak verirler. Bizimki hafızada uzun süre kalmıyor veya mukabele okumak gibi böyle ağır okuma safhasında takılmalar oluyor.Süratli okursa takılmıyor öyle ezberlediği için ağır okursa takılıyor. Bizim sistem süratli okuma sistemidir. Orta zekâlı bir çocuk eğer çalışırsa iki üç saat de dersini yapar. Çocukluk dönemi zamanı iyi değerlendirilmiyor. Ben hatırlıyorum bir gün evimizin önünde çocuklar oynuyorlar ben de ders çalışıyorum, ama gözüm onlarda. Babam gözümün onlarda olduğunun farkına vardı dedi ki - dersini ezberle inebilirsin dedi. Yarım saat te ezberledim sayfayı. İsteyince oluyor ama istemeyince de bir sayfayı bir günde ezberleyemezsin. Hafızlık yapmak o kadar da zor değil. Allah’ın lütfu. Kur’an’ı ezberlemek başka şeyleri ezberlemekten çok farklı. Bu kesin. Hadis ezberlemeye kalk ezberleyemezsin kolay kolay. Tarihte hadis hafızları vardır onlar müstesna zekâlar. Fakat bir hadis ezberlemeye kalk ezberleyemezsin veya bir şiir ezberlemeye kalk ezberleyemezsin, hele bir Türkçe nesir metni katiyyen  ezberleyemezsiniz. Ama Kur’an-ı Kerim ezberleniyor ve muhafaza ediliyor, bu Kur’an-ı Kerim’in bir mucizesidir.  

Sırrı ER: Muhterem hocam, bu güzel sohbet için size çok teşekkür ediyoruz. Hafız Ağa hakkındaki hatıralarınız da kayıt altına alınmış oldu böylece.

Kemal GÜRAN: Ben de size teşekkür ediyorum.

15-01-2012 04:57
YORUMLAR
  • Hacı Ünal   30-01-2012 15:08

    Kemal Hocam ne güzel birisiydi.Alime ilme hayran Kızılcahamam sevdalısısı bir büyüğümüzdü. Allah rahmet etsin. Özün özel ve güzel insanlarından bahsediliyor, yazıda. Bunlardan birisi de dayım Yakakayalı Hafız Mustafa Ünal Emeği geçenlerden Allah razı olsun. Sıırı Hocam çok önemli bir görev yapmaktasınız Allah yolunuzu açık etsin.

    0

    0

  • SADULLAH FİLİZ   24-01-2012 17:00

    hafız ağanın oğlu osman diye bahsi geçen acaba namı diğer civci osman dediklerimi bilen varsa yazsın

    0

    0

  • SADULLAH FİLİZ   24-01-2012 16:57

    bahsi geçen kurumculu ahmet sanırım ahmet eke olacak.benim dayım olur kendisi.kore gazisiydi.alpagut köyünde 7 sene kaldım.

    0

    0

  • Durmuş   22-01-2012 03:42

    Sayın hocam, geçmişi yadetmek-anmak niyetiyle yayınladığınız söyleşiyi okumaktan zevk aldım. Teşekkür ederiz. Yöremiz insanlarının yetişmesinde emeği geçenlerden Allah razı olsun..Ebediyete intikal edenlere de Rahmet diliyoruz. Mekanları cennet olsun.

    0

    0

Diğer Yazıları
MAKALELER YAZARLAR
GAZETE İLK SAYFALAR
HAVA DURUMU


ANKARA

ANKET

YENİ HUKÜMETİ HANGİ PARTİLER KURMALI

Tüm Anketleri Görmek ve Oy Kullanmak İçin Tıklayın