Kızılcahamamlı Hafızların Yetişmelerinde İstanbul’dan Önemli Bir İsim: Hasan Akkuş
Sırrı ER Kızılcahamamhaber
sirrier@hotmail.com
.

Kızılcahamamlı Hafızların Yetişmelerinde İstanbul’dan Önemli Bir İsim: Hasan Akkuş

                                                                             Sırrı Er

Ünlü hafızlardan rahmetli Hasan Akkuş İstanbul’da yaşamasına rağmen, 20. Yüzyıl’da yöremizin dini hayatını etkileyen önemli şahıslardan biridir. O, yöremizin tanınmış hafızlarını yetiştiren “hocaların hocası”dır.

Rahmetli Kemal Güran’ın ifadesiyle;“Hacı Hafız Hasan Akkuş, geçmiş dönemlerde YABANABAD olarak isimlendirilen Kızılcahamam-Çamlıdere yöresinin yetiştirdiği en büyük Kur’an okuma üstadıdır.”

Bilindiği üzere, Yabanabat yöresi hafızlarıyla meşhur bir beldedir. 20. Yüzyılın ilk yarısında, yöremizden hafız olmak isteyen gençlerin çoğu, çeşitli imkânsızlıklara rağmen İstanbul’a gitmişlerdir. Neden İstanbul? Çünkü orada Hasan Akkuş adında bir gönül insanı vardır. Yabanabat yöresinden gelen gençlere kucak açan, onları koruyup kollayan, maddi-manevi yönden yardım edebilmek için adeta çırpınan, memleket sevdalısı, yüreği kocaman bir gönül eridir Hasan Akkuş Hoca.

İstanbul’a “hafız olmak için” giden gençler için o, kulaktan kulağa yayılan bir efsanedir. Hasan Akkuş Hoca, kendisinden yardım talep eden hemşehrilerine, o yıllardaki zor şartlara rağmen öyle imkânlar sağlamıştır ki onların güvenlerini boşa çıkarmamış ve talebelerinin gönüllerinde taht kurmuştur.

Bu efsane şahsiyeti daha iyi tanımak için hayat hikâyesi hakkında bilgi vermek gerekiyor.

Hasan Akkuş Kimdir?

Hasan Akkuş, 1885 yılında Kızılcahamam’ın Beşkonak (eski adı: Gürcü) köyünde dünyaya geldi. Baba adı; Osman, ana adı; Kezban’dır. Babası Osman Efendi genç yaşında İstanbul’a çalışmak üzere gitmiş, 1889 yılında bir köy heybesine koyarak henüz 4 yaşındaki oğlu Hasan’ı da İstanbul’a götürmüştür.

Hasan Akkuş’un gençlik yılları Sirkeci semtinde geçmiştir. İlk dini bilgileri babasından almıştır. İlk öğrenimini Hamidiye Mektebinde tamamlamıştır. Daha sonra hafızlık eğitimine başlamıştır. Hıfz hocası Eyüp semtindeki Kızıl Mescid İmam-Hatibi Hafız Hüsnü Efendi’dir.

Hasan Akkuş, daha sonra Ayasofya Merkez Rüştiyesi’ne (ortaokul) girmiş, rüştiyeden mezun olduktan sonra Darü’l Hilafeti’l Aliyye medreselerinden Ayasofya Medresesi’ne girmiştir. Medresede öğrenciyken fiilen dini hizmet mesleğini uygulamaya başlamış, 1913 yılında Çemberlitaş Dizdariye Camii müezzinliğine atanmıştır.

Osmanlı İmparatorluğu’nun1.Dünya Savaşı’na katılması üzerine Hasan Akkuş, 1915 yılında kısa bir eğitimden sonra silah altına alınmış ve Yemen Cephesine gönderilmiştir. 1. Fırkaya bağlı İstihkam Bölüğü yedek subay vekili olarak görevlendirilmiş ve burada savaşın bütün acılarını yaşamıştır. Sonunda İngilizlere esir düşmüştür. Tutsaklık döneminin tüm sıkıntılarını çekerken, tutsaklıktan kurtulduğu takdirde kendisini Kur’an hizmetine adayacağına dair Allah’a söz vermiştir. 1918 yılında 1. Dünya Savaşı’nın sona ermesi üzerine esaretten kurtulmuş, İstanbul’a dönerek Dizdariye Camii müezzinliği görevine yeniden başlamıştır. Ancak, medrese eğitimini tamamlayamamıştır.

Hasan Akkuş Kur’an’a hizmet sözünü yerine getirmek için öncelikle bu alandaki eğitimini tamamlamak istemiş ve Tabak Yusuf Camii imam-hatibi Reisü’l Kurra (Kur’an Okuyucuları Başkanı) Hacı Hasan Efendi’ye öğrenci olmuştur.

Bu zattan “SEB’A” ve “AŞERE” seviyesinde Kur’an okuma ilmi almıştır.

Hafız Hasan Akkuş, 1923 yılında Galata Arap Camii imam-hatipliğine atanmıştır. 1926 yılında Nuruosmaniye Camii hatibi ve ikinci imamı olmuştur. Bu dönemde Seher Hanım ile evlenmiş ve bu evlilikten Hayrunnas, Hayrunnisa ve Osman isimli çocukları dünyaya gelmiştir.

Kur’an Eğitimi Hizmetlerine Başlaması

1923-1949 yılları arasında ülkemizde din eğitim ve öğretim hizmeti hemen hemen yok gibidir. O yıllar diyanet hizmetleri ve din eğitimi meselesi çok sıkıntılı olmuştur.

Hafız Hasan Akkuş, bu çok sıkıntılı koşullar altında dahi İngilizlere tutsak olduğu günlerde Allah’a verdiği sözü unutmamıştır. Bu sözün gereği olarak herhangi bir resmi görev ve ücret karşılığı olmaksızın, hatta resmi makamların da bilgisi ve izni dışında Nuruosmaniye Camiinde Kur’an öğretimi çalışmalarını başlatmıştır.

Bir gün Hasan Akkuş, Nuruosmaniye Camii kayyımhanesinde öğrencilerinin derslerini dinlerken zamanın Diyanet İşleri Başkanı Rıfat Börekçi Hoca ansızın Nuruosmaniye

Camii kayyımhanesine girivermiştir. Hasan Akkuş’un telaşla ayağa kalkarak Hoca’nın eline sarıldığını gören öğrenciler baskına uğradığını sanarak dışarı kaçmak isterler. Hasan Akkuş talebelerini teskin ederek yerlerine oturtur ve Diyanet İşleri Başkanı Rıfat Börekçi’ye dönerek: “Bak Efendi Hazretleri! Allah’tan korkuyoruz, bu çocukları okutuyoruz. Sizden korkuyoruz, kaçacak yer arıyoruz. Allah rızası için buna bir çare bulun…” der. Bunun üzerine Rıfat Börekçi Hoca da Ankara söyleyişi ile “Hassen Efendi! Ben bir Engürü’ye varayım. Bizim Kemal ile (Atatürk) bir görüşeyim.” der ve Nuruosmaniye Kayyımhanesindeki Kur’an öğretimini bir süre izler. Ankara’ya döndüğünde bu sözünü unutmaz. Hafız Hasan Akkuş’un İstanbul ikinci hafız öğreticiliğine atanmasını sağlar. Hafız Hasan Akkuş’un gizli Kur’an öğretimi çalışmaları böylece sona ermiş, 28.10.1934 tarihinden itibaren Nuruosmaniye Kayyımhanesinde de olsa resmi hafız muallimi olmuştur.

1936 yılında Nuruosmaniye Camii Baş İmam- Hatipliğine atanmıştır. Hafız Hasan Akkuş, 1926-1940 yılları arasında tam 16 yıl Kur’an öğretimini Nuruosmaniye Kayyımhanesinde sürdürmüştür. Öğrencilerini caminin mahfel kısımlarında barındırmıştır.

Hasan Akkuş 1940-1950 döneminde yurdumuzda ilk yatılı Kur’an kursu modelini gerçekleştiren şahıs olmuştur.

Hafız Hasan Akkuş, kendine has eda, sada ve Kur’an’ı Kerim okuyuşu ile İstanbul hafızları arasında ön sıraya çıkanlardan biri, belki de birincisi idi. Hasan Akkuş ülkemizin en ünlü Kur’an okuyucuları arasında anılır olmuştur.

1950-1960 dönemi Hasan Akkuş’un en verimli hizmet yıllarıdır. Bu dönemde öğrencilerinin sayısı yıldan yıla artarak devam etmiştir.

Hasan Akkuş, bu dönemde birkaç kez hacca gitmiştir. 1953 yılında ağır bir felç hastalığı geçirmiştir.

27 Mayıs 1960 Askeri Darbesinden sonra imamet hizmeti ile Kur’an öğretim hizmetinin aynı kişi tarafından yürütülmesi uygulamasına son verildi. Bu nedenle,  Hasan Akkuş imamlık ve hatiplik hizmetini tercih ederek Kur’an öğreticiliği görevini 18.07.1960 tarihinde sona erdirdi. Böylece 34 yıllık Kur’an öğretim hizmeti son buldu. Yaşı da hayli ilerlemişti. Daha uzun süre Kur’an öğretimi hizmetini yürütemeyecekti. Her gün yüzlerce öğrenci ile uğraşmak çok yorucuydu. Buna rağmen imam-hatiplik görevini bırakmamış, on yıl daha bu görevini sürdürmüştür. 30.08.1970 tarihinde kendi

isteği ile emekliye ayrıldı. 1913 yılında Çemberlitaş Dizdariye Camii müezzini olarak başladığı dini hizmetlerini 1970 yılında 57 yıl sonra Nuruosmaniye Camii Baş İmam-Hatibi olarak bitirdi.

Hafız Hasan Akkuş Hoca, 8 Ocak 1972 tarihinde 87 yaşında Yüce Yaradanına kavuştu. Cenazesi Nuruosmaniye Camiine getirildi. Cenaze namazı dostu ve arkadaşı Bayezit Camii Baş İmam-Hatibi Hafız Abdurrahman GÜRSES tarafından kıldırıldı. Cenazeye geniş bir katılım oldu. Namazdan sonra öğrencilerinin ve dostlarının omuzlarında taşınarak, Levent Zincirlikuyu aile mezarlığında defni yapıldı.

Hasan Akkuş Hoca’nın Hafızlık Eğitiminde İzlediği Yöntem

Hafız Hasan Akkuş, öğretim metodu olarak kalfa sistemini benimsememiştir.

Öğrencileri ile bizzat kendisi meşgul olmuştur. Öğrencilerine ders verirken grup sistemini uygulamıştır. Birden fazla öğrenciyi aynı anda dinler, ayet ve sahife atlayan olursa hemen müdahale ederek gerekli uyarıları yaparmış.

Hafız olmayanları hafız yapmış, hafız olanlara Kur’an-ı Kerim’i usulüne uygun olarak ve güzel bir şekilde okuma eğitimi vermiştir.

Yöremizden İstanbul’a Giden Gençlere Sağladığı İmkânlar

Kızılcahamam yöresinden hafız olmak için İstanbul’a giden gençlerin çoğu fakir ailelerin çocuklarıdır. İstanbul’a gitmek için gereken parayı temin etmekte bile zorlanmışlardır. İstanbul’a indiklerinde sıcak bir çorbaya, geceleri kalacak bir mekâna ihtiyaç duymuşlardır. Onların ilk müracaat ettikleri şahıs, daha önceden adını duydukları Hasan Akkuş Hoca olmuştur. Zaten İstanbul’a gidenlerin çoğu onun kendilerine yardımcı olacağına inandıkları için böyle bir zorluğu göze almışlardır.

Hasan Hoca da onların kendisine olan güvenini boşa çıkarmamış; bu gençlere kalacak yer bulmuş, doyurmuş, harçlıklarını tedarik etmiş, okutmuş, her birini hafız yaparak memleketlerine göndermiştir.

1940’lı, 50’li yılların İstanbul’unda, maddi imkanların kısıtlı olduğunu bilerek bir değerlendirme yapacak olursak, Hasan Akkuş Hoca’nın hemşehrilerine yaptığı yardımların ne kadar önemli olduğunu daha iyi anlarız.

Akkuş Hocanın öğrenci profilini incelediğimiz zaman, Kızılcahamam Çamlıdere çocuklarının ağırlıklı olduğu gözlenmektedir. Bunun iki nedeni vardır:

Birincisi bu yörede hafızlık eğitiminin son derece yoğun olmasıdır. İkinci neden ise, Akkuş Hocanın kendi yöresinin çocuklarına öncelik tanımasıdır.

Oldukça zor şartlar altında İstanbul’a giderek Hasan Akkuş Hoca’da hafızlık eğitimi alan hemşehrilerimize örnek verecek olursak; Ali Güran, İsmail Er, Fahri Tığlıoğlu, Ali Osman Atakul, Rıza Çöllüoğlu, Abdullah İşler, Seyfettin Fidan, Kemal Güran, Cemalettin  Çimen, Arif Mehmet Özdemir, Osman Emiroğlu, Kamil Çöllüoğlu, Mehmet Mandal, Âmir Ateş, İsmet Aydın ve Mustafa Ünal’ın isimlerini sayabiliriz.

Talebelerinin Anlattığı Anılar

Hafız Ali Osman Atakul anlatıyor:

- Hafız Hasan Akkuş hocamın babası Osman Efendi, 85 yaşında iken bizim hafızlık cemiyetimizin yapılacağı gün vefat etti. Akkuş Hocamızcenaze işlerinin bir kısmını bir öğrencisine havale ederek hafızlık cemiyetinde bulundu; ağladı, cemaati ve bizleri de

ağlattı. Hafızlık cemiyetimize katılanlar ile birlikte topluca gittik, AkkuşHocamız babasının cenaze namazını kıldırdı. Biz de peşinde kıldık.

Hafız Hasan Akkuş, her seviyeden halkla iyi ilişki içinde olurdu. Nuruosmaniye'nin ayyaşları dahi ona sevgi ve saygı duyardı. Onların dahi olur-olmaz isteklerini yerine getirirdi.

- Bir gün Akkuş Hoca Nuruosmaniye semtindeki köfteci Hacı Nuri’nin lokantasındaoturuyormuş. Semtin ayyaşları sarhoş olarak lokantanın önünden geçerlerken Hocayı görmüşler. “Hocam! Güzel sesinle bize bir gazel söylesen” demişler. Akkuş Hoca hemen elini kulağına atmış bir gazel söylemiş. Sarhoşlar gittikten sonra lokantasında oturduğu Köfteci Hacı Nuri, Akkuş Hoca’ya “Hoca Efendi, bu ne hafifliktir. Sana, sarhoşlara gazel söylemek yakışıyor mu?” diye serzenişte bulunmuş. Bunun üzerine Akkuş Hoca, “Hacı Nuri, ne yapalım. Ezelde Yüce Allah insanlara kaderlerinde bölüştürme yaparken hafifliği bana, ağırlığı da Ayasofya Camii İmam- Hatibi Hafız İdris Efendi’ye vermiş.” diyerek karşılık vermiş.

- Benim kendisini bir ziyaretimde hocam Akkuş, Kadıköy Osmanağa Camiindekimukabelesine beni de götürdü, bana 4-5 sayfa Kur’an okuttuktan sonra kendisi okumaya başladı. İstanbul tarafından vapurla Kadıköy’e geçerken, vapurda ayaklarını ve kollarını sıvadı. Abdest almaya hazırlandı. Ben “Hocam abdesti Kadıköy’de camiye varınca, daha rahat olarak alırsınız” deyince, bana “oğlum, ben abdestsiz gezemem.” dedi.

Hafız Mehmet Mandal anlatıyor:

- Akkuş Hoca, arkadaşı ve dostu Bayezit Camii İmamı Abdurrahman Gürsesile Bayezit Camiinden çıkmışlar. Sokakta yürürlerken esnaftan biri Akkuş Hoca’ya “Hocam işimizin yoğunluğundan güzel sesinizle okuduğunuz Kur’an’ı dinlemeye gelemiyoruz. Ne olur şuraya oturup, bir Kur’an okur musunuz.” deyince, Hoca hemen oracıkta bir sandalyeye oturup, kısa birkaç ayet okuyuvermiş. Arkadaşı çok titiz mizaçlı Abdurrahman Gürses, onun bu tutumunu hoş karşılamadığını söyleyince, Akkuş Hoca, “Abdurrahman Efendi kardeşim, bu insanın isteğini geri mi çevirelim?” demiş.

- Akkuş Hoca bir Cuma hutbesinden dolayı emniyet tarafından karakolaçağrılmış. Cami cemaati korkmuş, fazla ilgilenememişler. Fakat Nuruosmaniye semtinin sarhoşları Akkuş Hoca’nın karakola çağrıldığını duymuşlar, hemen karakola gitmişler ve ilgililer ile görüşerek Akkuş Hoca’yı karakoldan çıkarmışlar.

- Akkuş Hoca’nın talebesi Hafız Esad Gerede hasta olmuş. Hastanede yatarkenAkkuş Hoca ziyaretine gitmiş. Esad Hoca yatakta kıvranırken, Akkuş Hoca “Esad, ne kıvranıp, ah-poh edip duruyorsun. Sen gidersen arkandan da bizler geliyoruz.” demiş.

Hafız Yakup Dinç anlatıyor:

Ben, Akkuş Hocamın 20 günlük öğrencisi idim. Hocam, beni bir gün birtaksiye bindirdi, Vefa Bozacısı İsmail Hakkı Vefa’nın, bozacı dükkanına götürdü. Ona dedi ki; “Sana bir somun pehlivanı getirdim. Masrafları bana aittir. Bunu kulübe yaz, güreş sporunda yetiştir.” İsmail Hakkı Bey Fatih Spor Kulübü’nün başkanı idi. Hocanın ricası üzerine beni kulübe öğrenci olarak kaydetti ve bütün masraflarımı da kulüp karşıladı. Ben kısa zamanda güreşte başarılı oldum, seçmelerde birincilik başarısı aldım. Madalyamı hocama götürdüm. Madalyamı görünce çok heyecanlandı. O sırada (1953 yılı) bir felç hali vardı. Madalyamı aldı, yastığının altına koydu. Gelen ziyaretçilerine benim madalyamı gururla ve öğünerek gösteriyordu. Doktorlar felç durumunu atlatması için bir masaj türü önermişlerdi. Masajı oğulları yapmak istiyordu. Hocam, masajı benim yapmamı uygun gördü. Hocama bir hafta masaj yaptım, Allah’ın izni ile şifa buldu, camideki görevine yeniden başladı.

Hafız Amir Ateş anlatıyor:

Ben, babama hep Hasan Akkuş Hoca’da okumak istediğimi söylerdim. O zamanlar Akkuş Hoca’da okumak bir efsane ve ayrıcalıktı. Babam da bana “acele etme, dur” derdi. 1955 yılı sonlarında babam vefat edince,  1956 yılında İstanbul’a Nuruosmaniye Kur’an Kursu’na gelip, Hasan Akkuş Hocamın eğitimine girdim.

İstanbul’un büyük camilerinden birinde mevlit okuyordum. Hafız Hasan Akkuş Hocam başta olmak üzere, İstanbul’un ünlü Kur’an ve mevlit okuyucularının hemen büyük bir kısmı oradaydı. Cami tıklım tıklım doluydu, okuma sırası bana gelmişti. Kürsüye çıktım ve “Fetih suresi”nin son üç ayetini okudum. Okurken son ayetteki “Muhammed Allah’ın elçisidir” cümleciğini yüksek bir sesle okumam üzerine camide büyük kalabalığın yüksek sesle bağırdığını ve rüzgar önündeki olgunlaşmış buğday başakları gibi hep birlikte sallanıverdiğini gözlemledim. Ben de şaşırdım, heyecanlandım. Okumamı bitirip, kürsüden inerken Hocam Hafiz Hasan Akkuş ayağa kalktı, kucağını açarak “gel kucağıma!” dedi. Benim şaşkınlığım devam ediyordu. Hocamın bu sözleri de şaşkınlığımı arttırmıştı. Kürsü merdiveninde durup kalmıştım, inemiyordum. Hocam Hasan Akkuş ise ısrarla “gel kucağıma!” diyordu. Nihayet kendimi Onun kucağına bıraktım. Beni kucakladı, bütün vücudumu iyice sıktı, okumamdan duyduğu sevinci ifade ederek beni kutladı.

Kaynaklar

20. Yüzyılda Kızılcahamam- Çamlıdere’de Yetişen Ünlü Hafızlar   ( Hazırlayan: Kemal Güran) ESYAV Yayınları, Ankara, 2008

Türkiye Diyanet Vakfı İslam Ansiklopedisi, İstanbul, 1989, c.II, s. 276

YORUMLAR
Henüz Yorum Yok !
Diğer Yazıları
MAKALELER YAZARLAR
GAZETE İLK SAYFALAR
HAVA DURUMU


ANKARA

Instagram
ANKET

YENİ HUKÜMETİ HANGİ PARTİLER KURMALI

Tüm Anketleri Görmek ve Oy Kullanmak İçin Tıklayın