(İHA) - İhlas Haber Ajansı | Haber Girişi: 07.04.2015 - 23:00, Güncelleme: 07.04.2015 - 23:00

Kızılcahamam: Seviyorsam Sebebi Var

 

Kızılcahamam: Seviyorsam Sebebi Var

Kızılcahamam ve Kızılcahamamlı anlatan güzel bir yazı
KIZILCAHAMAM: SEVİYORSAM SEBEBİ VAR Haydi, Kızılcahamam cennetten bir köşe, anladık. Haydi insan o havayla, o suyla, ciğerin en derin noktalarına nüfuz eden o kesif çam kokusuyla canına can katar, tamam… Ama Kızılcahamamlıya ne demeli? O nasıl da içinde yaşadığı cennete bu kadar uygun davranır? İnsan incitici en ufak bir söz duymadan, rahatsızlık veren ufacık bir halle, tutumla karşılaşmadan hiç tanımadığı bir yerde nasıl olur da bu kadar mutlu demler yaşar? Nasıl bu kadar ana yurdunda, baba ocağında hisseder kendini? İnsan kaynaklı tek bir nahoş vaka da mı hatırlamaz? Okuyun, “ömrümün en güzel yıllarından beşini Kızılcahamam’da geçirdim” cümlemin abartı olmadığını anlayacaksınız.(Aslında gönlümün kurduğu cümle tam olarak şöyle: “Ömrümün en güzel beş yılı. “Âmâ diğer nimetleri inkâr anlamı taşır, dolayısıyla Allah’a ayıp olur diye mecburen “en güzel yıllarından beşi” diyorum.) ******** Kızılcahamam’a en son otobüs 19.30 da o günlerde.  Eğer bu otobüsü kaçırdıysanız otogara gidip Bartın otobüsüne bin bir rica ve minnetle binmeyi başarmak zorundasınız. Rica minnet yer varsa işe yarar, yoksa işiniz hepten zor demektir. Neyse, Ankara’dan bu otobüsle gelecek yolcuyu karşılamak için gecenin bir saatinde, köprünün altında, meşhur tos tosumun içinde bekliyorum. Evliliğimin ilk günleri, dolayısıyla henüz Kızılcahamam medeni halimin değiştiğini pek bilmiyor, daha doğrusu bilmediğini ben bu olayla öğreniyorum. Gelen yolcu ise eşim, kendisi otobüsten indi, arabaya binivermedi de açık camdan eğilerek benimle konuşmaya başladı. 1-2 dakika geçti geçmedi, şoför tarafındaki cam tıklatıldı, irkildim bir anda. Baktım, tanımadığım bir genç…Boş bulunmuşum, biraz korkuyla camı açtım:  -Hocam hayırdır, bir sıkıntı mı var? Bunu söylerken diğer kapıya bakmasından anlıyorum ki bu adam seni rahatsız mı ediyor yoksa heyyt, kim ulen bu? diye sormuş oluyor. -Hayır, sıkıntı yok, eşim Ankara’dan geldi de onu karşılıyorum  ben.. -Tamamo zaman, iyi geceler...  İçeriği bilinmeyen ve akla gelen seçenekle gerçekten sıkıntı yaratacak bu durumdan anında vazife çıkaran bu gencin kim olduğunu hala bilmiyorum… Ama hiç tanımadığın insanlar tarafından önemseniyor, korunuyor olmanın mutluluğunu hala taşıyorum. ************* Tostosumun bendeki üçüncü günü… Kızılcahamam’ımın meşhur yokuşlarında  “serbeş” olmayı deniyorum. (Direksiyon dersi aldığım taksi şoförü Mehmet Amca, bana sürekli böyle söylüyordu zira: “Serbeş ol hoca hanım, serbeş ol!”) Kendi kendime mırıldanıyorum: “Serbeş ol hoca hanım, serbeş ol!” Okula gitmem gerek, ben bu rampayı inerim dedim. Zira arabayı henüz yalnız başıma kullanmıyorum, arkadaşlar götürüp getiriyor. Deli imam çeşmesinin oradaki yokuştan ilk kez kendim iniyorum, daha “Aferin kız Asiye, bayağı iyi indin” demeye kalmadan sohbet ederek yürüyen iki hanım çıkıverdi bir anda önüme. Çarpacağım sandım, telaşlandım ve park halindeki iki araca birden çarpmayı başararak zor şer durdum.  Bir anda kalabalık etrafı sardı. Taze fidan arabamın hasarına mı yanayım, kazadan mı korkayım, kalabalıktan mı tedirgin olayım, karşı tarafa verdiğim zararı nasıl ödeyeceğimi mi düşüneyim, bilemez haldeyim. O dönemler sigorta şirketleri vs. henüz etkin bir şekilde faaliyet göstermiyorlar, tutanakla bitmiyor mesele. Civarda olan bir trafik polisi de olaya el koydu, 8’de 88 kusurluyum, karşı tarafa verdiğim zararın muhtemel tamir masrafını karşılayıp onları göndermekten yana. Keskin bir iki göz muhtemel meblağı çıkardı ama öğretmende ayın 10’unda nerede para? Ne yapsam demeye kalmadan Zekai Güzel Amca çıkarttı, her iki şoförün eline de gerekli parayı saydı. Adını söylediğime bakmayın, o zaman hiç tanımıyorum kendisini, dükkânına bile belki hiç girmemişimdir o güne kadar. “Sen bana sonra ödersin Hoca hanım” dedi, yürüdü gitti. Ömrünüz boyunca bu insanı hayır ve duayla yâd etmekten başka ne gelebilir elinizden? Bir de o insanın ait olduğu coğrafyaya her şeyiyle vurulmaktan, orayı öz memleketiniz bellemekten başka? ***************** Bakkal dükkânı demişken… İlk bir bakkal dükkânında duymuştum, anlayana kadar bayağı zaman geçtiydi: “Buyur abisini… Evet amcasını…” Dükkâna girip bu hitabı duyunca ilk birkaç seferinde yavaşça dönüp arkama baktığımı hatırlıyorum “anlaşılan benden sonra bir bey geldi, ona sesleniyor bakkal emmi” diye düşündüğüm için. Meğer bana diyorlarmış, bu “abisini, dayısını” bir hürmet, sevgi ifadesiymiş. Kulağıma böyle uzak gelen ses, duymaktan en çok hoşlandığım hitap oldu zamanla, “lanbebeee” (Kızılcahamamlılar kelimedeki vurguyu hemen hatırlamıştır, eminim) diye birbirine horozlanan ergenlerin atışması gülümsetir oldu. Kızılcahamam’ın ağzından bir de bir ömür boyu benle olacak bir beğeni ifadesi yadigâr kaldı: “Pekiyiymiş ti!” (Kusura kalma Türkçem) üstelik bunu gittiğim her yere yayma (siz isterseniz bulaştırma da diyebilirsiniz) da cabası. ***************** Asiye’nin heyheyli zamanları… Ağlanacak bir dolu dert var. Sıraya koyup hepsini, yavaş yavaş ıslatmak lazım meseleleri… Benim ağlayasım var, bakıyorum, göğün de… -Alo, bir taksi lütfen… -Beni bir saat sonra gelin buradan alın.  Nereden? Soğuksu’nun ücra köşelerinden birinden. “Hocam, deli misin, divane misin, ne işin var dağın başında bir başına? Maazallah…” dediğinizi duyar gibiyim. Şu kadar yıl sonra yazarken bile tedirgin oluyorum ne cesaretmiş diye…üstelik özellikle yağmur yağdığı, benim de çok efkarlı olduğum zamanlarda bu anlattığım sadece bir-iki kez yaşanmadı.  Hamdolsun, gözümün yeşile, ciğerimin çama doyduğu, gökle karşılıklı ağlaştığımız, dualar ettiğimiz, derdimi Soğuksu’ya ısmarlayıp dinginleşmenin ne demek olduğunu öğrendiğim bu kaçamaklardan en ufak bir rahatsızlık duymadan, korkmadan, tedirgin olmadan döndüm evime. “Emin yerdir Kızılcahamam” diyorsam hikâye değil… Bu yüzden şaşırırım zaman zaman, “Allahımne’olur beni buradan çıkarma” diye ağlaya ağlaya dua ettiğim halde, Soğuksu’ya kendi ellerimle dilekçe yazıp nasıl veda ettim ben…”Takdir” diyecek ve susacağız sanırım. **************** Mırıl mırıl aynı duayı okuyan onlarca insan…Ne kadar zamandır birlikte okuyorlarsa artık o metinleri, imam efendinin önderliğinde tek ses, tek nefes olmuşlar. Kendine has bir terennüm…Yukarı Merkez Camii ’de sabah namazı sonrası dua, şölen gibi, şifa gibi, hayatın ta kendisi gibi…Hayatta duyduğum en güzel seslerden biri…”Allahummeecirnaminennar” 7 kez, sonra da “ve edhilna’lcennetemealebrar.” İmam Azam’ıntesbih duası da vardı arada… Hepsi bittikten sonra ise Haşr suresinin son ayetlerinin ardından Esmau’l-Hüsna’nın tamamı… Neden hiç kayda alamadım, hala hayıflanırım. Osman Hoca’yı emeklilikten sonra hayatını devam ettirdiği köyünde ziyaret edip o dua formunu hiç olmazsa evde kayda almak da mümkün olmadı, temas kuruldu ama Hoca rahatsızdı vs. Ömrüm oldukça o sesi, o terennümü, o sabah namazı vaktini arayıp duracağım. ******************** İlk otobüsle Ankara’ya gidiyorum, uykuyu alamamışım, gözlerim kapalı… Mutadım üzere en önde oturuyorum. Şoför bir yolcuyla sohbet ediyor. O günlerde Karun’un hazineleri getirilmiş ülkeye, gündem konusu da bu: -Bu Karun’un tarihteki adı …..  Filan dönemde yaşamış.. Onun hazinelerinin anahtarlarını on katır zor taşırmış.. Şimdi bizimkiler iki kırık tabak getirdik diye seviniyorlar. Peh!” Ardından şen-şakrak bir kahkaha…  “Aydın bir şoför” dedim içimden, gözümün tekini güç bela açtım,kimmiş baktım, tekrar kapattım. Bu kadar detay tarihi bilgiyi bulduğum yer beklenmedikti. Sonra yol boyunca çoğu kahkahalara bağlanan nice hikâye dinledim. “Aydın ve neşeli” diye ekledim. Kim olduğunu ne zaman ve nasıl öğrendim hatırlamıyorum, geniş bilgisi ve becerisi, girdiği her işin altından başarıyla çıkması sebebiyle Şeytan demişler ona, Şeytan Ahmet… Şimdi meleklerle sohbet ediyor, onları gülmekten kırıp geçiyor olduğunu umduğumuz Şeytan Ahmet… ******************** Duyduğum en güzel, en kıymetli takdir cümlelerinden biri de bir Kızılcahamamlıya ait… Konya’ya tayinim çıkmış, vedalaşıyorum esnafla.. Kasap Sait Vural Amca: “Nereye gidiyorsun be hocaanım, sen buranın yaraşığıydın…” dedi de ağlatıp gönderdi beni. Allah rahmet etsin, hatırını yapsın orada… ******************** Ve öğrencilerim… Öğretmenliğin tadına vardığım, safasını sürdüğüm yerdir Kızılcahamam… Ders çıkışı mangal yakıp piknik yapmak için dereler boyunca yürüyüp malzeme taşıdığımız, benden sadece birkaç yaş küçük ilk yol arkadaşlarım… İftarda, sahurda bir karavana başında lokmayı paylaştığımız küçüklü-büyüklü aziz canlar… Yatılı bölümüne vatanımın ta en doğusundan kopup gelmiş kıymetli Kürt incileri… Kızılcahamam’ın muhtelif köylerinden devşirilmiş nice taze bahar… Küçücük elleri, ayaklarına artık kısa gelmiş pantolonları, lastik ayakkabıları ile oğlanlar… Eşarbını doğru dürüst bağlamayı bir türlü öğrenemeyen şirin kızlar… Merkez Camii’de yaptığımız meşhur kandil programları… Hitabet dersi için Cuma namazında hutbe sunumlarını, namaz kıldırışlarını değerlendirmek üzere erkek öğrencilerin başında cami cami gezişim… Hala öğretmenlik hayatımın en mutlu anısı olarak gururla sakladığım sınıfım: 12 B. Gurur diyorum zira gözetmensiz sınav yaptığım sınıftı 12 B. Başlarında öğretmen olmasa da bu sınıf dürüst davranır demiş, soruları vermiş ve öğretmenler odasına çekip gitmiştim. Beni yanıltmadılar, utandırmadılar, başımı öne eğdirmediler. Gözetmenleri kendi vicdanları olmuştu ve o sınavda zayıf alanlar vardı gerçekten de. Bir-ikisi de sınavdan sonra filanca soruya baktıklarını söyleyip cevaplarının değerlendirmeye alınmamasını istemişlerdi. Çam Otel’deki meşhur mezuniyet konseri, töreni… Fidanlık evrelerine bizzat şahit olduğum şimdinin çınarları… Kimi Mardin’de, kimi Ankara’da, kimi kuzeyde, kimi güneyde… Kimi hala Kızılcahamam’da… Artık çoğu arkadaşım olmuş aziz emanetler… ***************** Hülasa bu memleketin taşına toprağına, havasına suyuna, ölüsüne dirisine sevgim, hürmetim, bağlılığım bakiyse… Kaza değil, rastgele değil, sebepsiz değil… Şarkıda dendiği gibi.. “Ben böyle aşk görmedim. Ben sebepsiz sevmedim.”                                                                                                      Doç. Dr. Fatma Asiye ŞENAT                                                                                                     ESOGÜ İlahiyat Fakültesi
Kızılcahamam ve Kızılcahamamlı anlatan güzel bir yazı

KIZILCAHAMAM: SEVİYORSAM SEBEBİ VAR

Haydi, Kızılcahamam cennetten bir köşe, anladık. Haydi insan o havayla, o suyla, ciğerin en derin noktalarına nüfuz eden o kesif çam kokusuyla canına can katar, tamam… Ama Kızılcahamamlıya ne demeli? O nasıl da içinde yaşadığı cennete bu kadar uygun davranır? İnsan incitici en ufak bir söz duymadan, rahatsızlık veren ufacık bir halle, tutumla karşılaşmadan hiç tanımadığı bir yerde nasıl olur da bu kadar mutlu demler yaşar? Nasıl bu kadar ana yurdunda, baba ocağında hisseder kendini? İnsan kaynaklı tek bir nahoş vaka da mı hatırlamaz? Okuyun, “ömrümün en güzel yıllarından beşini Kızılcahamam’da geçirdim” cümlemin abartı olmadığını anlayacaksınız.(Aslında gönlümün kurduğu cümle tam olarak şöyle: “Ömrümün en güzel beş yılı. “Âmâ diğer nimetleri inkâr anlamı taşır, dolayısıyla Allah’a ayıp olur diye mecburen “en güzel yıllarından beşi” diyorum.)

********

Kızılcahamam’a en son otobüs 19.30 da o günlerde.  Eğer bu otobüsü kaçırdıysanız otogara gidip Bartın otobüsüne bin bir rica ve minnetle binmeyi başarmak zorundasınız. Rica minnet yer varsa işe yarar, yoksa işiniz hepten zor demektir. Neyse, Ankara’dan bu otobüsle gelecek yolcuyu karşılamak için gecenin bir saatinde, köprünün altında, meşhur tos tosumun içinde bekliyorum. Evliliğimin ilk günleri, dolayısıyla henüz Kızılcahamam medeni halimin değiştiğini pek bilmiyor, daha doğrusu bilmediğini ben bu olayla öğreniyorum. Gelen yolcu ise eşim, kendisi otobüsten indi, arabaya binivermedi de açık camdan eğilerek benimle konuşmaya başladı. 1-2 dakika geçti geçmedi, şoför tarafındaki cam tıklatıldı, irkildim bir anda. Baktım, tanımadığım bir genç…Boş bulunmuşum, biraz korkuyla camı açtım: 

-Hocam hayırdır, bir sıkıntı mı var? Bunu söylerken diğer kapıya bakmasından anlıyorum ki bu adam seni rahatsız mı ediyor yoksa heyyt, kim ulen bu? diye sormuş oluyor.

-Hayır, sıkıntı yok, eşim Ankara’dan geldi de onu karşılıyorum  ben..

-Tamamo zaman, iyi geceler... 

İçeriği bilinmeyen ve akla gelen seçenekle gerçekten sıkıntı yaratacak bu durumdan anında vazife çıkaran bu gencin kim olduğunu hala bilmiyorum… Ama hiç tanımadığın insanlar tarafından önemseniyor, korunuyor olmanın mutluluğunu hala taşıyorum.

*************

Tostosumun bendeki üçüncü günü… Kızılcahamam’ımın meşhur yokuşlarında  “serbeş” olmayı deniyorum. (Direksiyon dersi aldığım taksi şoförü Mehmet Amca, bana sürekli böyle söylüyordu zira: “Serbeş ol hoca hanım, serbeş ol!”) Kendi kendime mırıldanıyorum: “Serbeş ol hoca hanım, serbeş ol!”

Okula gitmem gerek, ben bu rampayı inerim dedim. Zira arabayı henüz yalnız başıma kullanmıyorum, arkadaşlar götürüp getiriyor. Deli imam çeşmesinin oradaki yokuştan ilk kez kendim iniyorum, daha “Aferin kız Asiye, bayağı iyi indin” demeye kalmadan sohbet ederek yürüyen iki hanım çıkıverdi bir anda önüme. Çarpacağım sandım, telaşlandım ve park halindeki iki araca birden çarpmayı başararak zor şer durdum.  Bir anda kalabalık etrafı sardı. Taze fidan arabamın hasarına mı yanayım, kazadan mı korkayım, kalabalıktan mı tedirgin olayım, karşı tarafa verdiğim zararı nasıl ödeyeceğimi mi düşüneyim, bilemez haldeyim. O dönemler sigorta şirketleri vs. henüz etkin bir şekilde faaliyet göstermiyorlar, tutanakla bitmiyor mesele. Civarda olan bir trafik polisi de olaya el koydu, 8’de 88 kusurluyum, karşı tarafa verdiğim zararın muhtemel tamir masrafını karşılayıp onları göndermekten yana. Keskin bir iki göz muhtemel meblağı çıkardı ama öğretmende ayın 10’unda nerede para? Ne yapsam demeye kalmadan Zekai Güzel Amca çıkarttı, her iki şoförün eline de gerekli parayı saydı. Adını söylediğime bakmayın, o zaman hiç tanımıyorum kendisini, dükkânına bile belki hiç girmemişimdir o güne kadar. “Sen bana sonra ödersin Hoca hanım” dedi, yürüdü gitti.

Ömrünüz boyunca bu insanı hayır ve duayla yâd etmekten başka ne gelebilir elinizden? Bir de o insanın ait olduğu coğrafyaya her şeyiyle vurulmaktan, orayı öz memleketiniz bellemekten başka?

*****************

Bakkal dükkânı demişken… İlk bir bakkal dükkânında duymuştum, anlayana kadar bayağı zaman geçtiydi: “Buyur abisini… Evet amcasını…” Dükkâna girip bu hitabı duyunca ilk birkaç seferinde yavaşça dönüp arkama baktığımı hatırlıyorum “anlaşılan benden sonra bir bey geldi, ona sesleniyor bakkal emmi” diye düşündüğüm için. Meğer bana diyorlarmış, bu “abisini, dayısını” bir hürmet, sevgi ifadesiymiş. Kulağıma böyle uzak gelen ses, duymaktan en çok hoşlandığım hitap oldu zamanla, “lanbebeee” (Kızılcahamamlılar kelimedeki vurguyu hemen hatırlamıştır, eminim) diye birbirine horozlanan ergenlerin atışması gülümsetir oldu. Kızılcahamam’ın ağzından bir de bir ömür boyu benle olacak bir beğeni ifadesi yadigâr kaldı: “Pekiyiymiş ti!” (Kusura kalma Türkçem) üstelik bunu gittiğim her yere yayma (siz isterseniz bulaştırma da diyebilirsiniz) da cabası.

*****************

Asiye’nin heyheyli zamanları… Ağlanacak bir dolu dert var. Sıraya koyup hepsini, yavaş yavaş ıslatmak lazım meseleleri… Benim ağlayasım var, bakıyorum, göğün de…

-Alo, bir taksi lütfen…

-Beni bir saat sonra gelin buradan alın.

 Nereden? Soğuksu’nun ücra köşelerinden birinden. “Hocam, deli misin, divane misin, ne işin var dağın başında bir başına? Maazallah…” dediğinizi duyar gibiyim. Şu kadar yıl sonra yazarken bile tedirgin oluyorum ne cesaretmiş diye…üstelik özellikle yağmur yağdığı, benim de çok efkarlı olduğum zamanlarda bu anlattığım sadece bir-iki kez yaşanmadı.  Hamdolsun, gözümün yeşile, ciğerimin çama doyduğu, gökle karşılıklı ağlaştığımız, dualar ettiğimiz, derdimi Soğuksu’ya ısmarlayıp dinginleşmenin ne demek olduğunu öğrendiğim bu kaçamaklardan en ufak bir rahatsızlık duymadan, korkmadan, tedirgin olmadan döndüm evime. “Emin yerdir Kızılcahamam” diyorsam hikâye değil… Bu yüzden şaşırırım zaman zaman, “Allahımne’olur beni buradan çıkarma” diye ağlaya ağlaya dua ettiğim halde, Soğuksu’ya kendi ellerimle dilekçe yazıp nasıl veda ettim ben…”Takdir” diyecek ve susacağız sanırım.

****************

Mırıl mırıl aynı duayı okuyan onlarca insan…Ne kadar zamandır birlikte okuyorlarsa artık o metinleri, imam efendinin önderliğinde tek ses, tek nefes olmuşlar. Kendine has bir terennüm…Yukarı Merkez Camii ’de sabah namazı sonrası dua, şölen gibi, şifa gibi, hayatın ta kendisi gibi…Hayatta duyduğum en güzel seslerden biri…”Allahummeecirnaminennar” 7 kez, sonra da “ve edhilna’lcennetemealebrar.” İmam Azam’ıntesbih duası da vardı arada… Hepsi bittikten sonra ise Haşr suresinin son ayetlerinin ardından Esmau’l-Hüsna’nın tamamı… Neden hiç kayda alamadım, hala hayıflanırım. Osman Hoca’yı emeklilikten sonra hayatını devam ettirdiği köyünde ziyaret edip o dua formunu hiç olmazsa evde kayda almak da mümkün olmadı, temas kuruldu ama Hoca rahatsızdı vs. Ömrüm oldukça o sesi, o terennümü, o sabah namazı vaktini arayıp duracağım.

********************

İlk otobüsle Ankara’ya gidiyorum, uykuyu alamamışım, gözlerim kapalı… Mutadım üzere en önde oturuyorum. Şoför bir yolcuyla sohbet ediyor. O günlerde Karun’un hazineleri getirilmiş ülkeye, gündem konusu da bu:

-Bu Karun’un tarihteki adı …..  Filan dönemde yaşamış.. Onun hazinelerinin anahtarlarını on katır zor taşırmış.. Şimdi bizimkiler iki kırık tabak getirdik diye seviniyorlar. Peh!” Ardından şen-şakrak bir kahkaha…

 “Aydın bir şoför” dedim içimden, gözümün tekini güç bela açtım,kimmiş baktım, tekrar kapattım. Bu kadar detay tarihi bilgiyi bulduğum yer beklenmedikti. Sonra yol boyunca çoğu kahkahalara bağlanan nice hikâye dinledim. “Aydın ve neşeli” diye ekledim. Kim olduğunu ne zaman ve nasıl öğrendim hatırlamıyorum, geniş bilgisi ve becerisi, girdiği her işin altından başarıyla çıkması sebebiyle Şeytan demişler ona, Şeytan Ahmet… Şimdi meleklerle sohbet ediyor, onları gülmekten kırıp geçiyor olduğunu umduğumuz Şeytan Ahmet…

********************

Duyduğum en güzel, en kıymetli takdir cümlelerinden biri de bir Kızılcahamamlıya ait… Konya’ya tayinim çıkmış, vedalaşıyorum esnafla.. Kasap Sait Vural Amca: “Nereye gidiyorsun be hocaanım, sen buranın yaraşığıydın…” dedi de ağlatıp gönderdi beni. Allah rahmet etsin, hatırını yapsın orada…

********************

Ve öğrencilerim…

Öğretmenliğin tadına vardığım, safasını sürdüğüm yerdir Kızılcahamam… Ders çıkışı mangal yakıp piknik yapmak için dereler boyunca yürüyüp malzeme taşıdığımız, benden sadece birkaç yaş küçük ilk yol arkadaşlarım… İftarda, sahurda bir karavana başında lokmayı paylaştığımız küçüklü-büyüklü aziz canlar… Yatılı bölümüne vatanımın ta en doğusundan kopup gelmiş kıymetli Kürt incileriKızılcahamam’ın muhtelif köylerinden devşirilmiş nice taze baharKüçücük elleri, ayaklarına artık kısa gelmiş pantolonları, lastik ayakkabıları ile oğlanlar… Eşarbını doğru dürüst bağlamayı bir türlü öğrenemeyen şirin kızlar… Merkez Camii’de yaptığımız meşhur kandil programları… Hitabet dersi için Cuma namazında hutbe sunumlarını, namaz kıldırışlarını değerlendirmek üzere erkek öğrencilerin başında cami cami gezişim… Hala öğretmenlik hayatımın en mutlu anısı olarak gururla sakladığım sınıfım: 12 B. Gurur diyorum zira gözetmensiz sınav yaptığım sınıftı 12 B. Başlarında öğretmen olmasa da bu sınıf dürüst davranır demiş, soruları vermiş ve öğretmenler odasına çekip gitmiştim. Beni yanıltmadılar, utandırmadılar, başımı öne eğdirmediler. Gözetmenleri kendi vicdanları olmuştu ve o sınavda zayıf alanlar vardı gerçekten de. Bir-ikisi de sınavdan sonra filanca soruya baktıklarını söyleyip cevaplarının değerlendirmeye alınmamasını istemişlerdi. Çam Otel’deki meşhur mezuniyet konseri, töreni… Fidanlık evrelerine bizzat şahit olduğum şimdinin çınarlarıKimi Mardin’de, kimi Ankara’da, kimi kuzeyde, kimi güneyde… Kimi hala Kızılcahamam’da… Artık çoğu arkadaşım olmuş aziz emanetler…

*****************

Hülasa bu memleketin taşına toprağına, havasına suyuna, ölüsüne dirisine sevgim, hürmetim, bağlılığım bakiyse… Kaza değil, rastgele değil, sebepsiz değil… Şarkıda dendiği gibi..

“Ben böyle aşk görmedim. Ben sebepsiz sevmedim.”

 

                                                                                                   Doç. Dr. Fatma Asiye ŞENAT

                                                                                                    ESOGÜ İlahiyat Fakültesi

Habere ifade bırak !
Habere ait etiket tanımlanmamış.
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve kizilcahamamhaber.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.