ESYAV’ın kurucularından Prof. Dr. Eyüp Sanay ile…
Sırrı ER Kızılcahamamhaber
sirrier@hotmail.com
.

 

ESYAV’ın kurucularından Prof. Dr. Eyüp Sanay ile…

“Keşke dünyada savaşlar olmasa, tüm insanlık huzur içinde yaşasa.”

Sırrı Er: Sayın Hocam, önce kısaca kendinizi tanıtır mısınız?

Prof. Dr. Eyüp Sanay: Öncelikle bu röportajı lütfettiğiniz için teşekkür ediyorum. Ben 1942 yılında Kızılcahamam’ın Pazar nahiyesi Otacı köyünde dünyaya geldim. İlkokulu 1953 senesinde köyde bitirdim. 1953 senesi Eylül ayının sonuna doğru tahsilime devam etmek üzere Ankara’ya geldim. O gün bu gündür Ankara’dayız. Orta okul ve liseyi Ankara Kurtuluş Lisesi’nde okudum. Arkasından İlahiyat Fakültesine başvurdum, yapılan öğrenci seçme sınavlarını kazandıktan sonra Ankara İlahiyat Fakültesinde üniversite hayatım başladı. 1961 senesinde başladığım İlahiyat Fakültesinden 1965 senesinde mezun oldum.

Sırrı Er:  O zaman siz rahmetli Kemal Güran hocamızla aynı devresiniz

Prof. Dr. Eyüp Sanay: Evet, rahmetli Kemal Güran hocamızla aynı dönemde okuduk.  Kendisi ile o gün başlayan tanışıklığımız ve dostluğumuz vefatına kadar devam etti.

1969 senesinde askere gittim, 1971 senesinin 31 Mart tarihinde askerlik görevini tamamladım. Askerliğimi Ankara Polatlı’da Yedek Subay olarak yaptım. Askerlik sonrası Ankara  Yenimahalle Mustafa Kemal Lisesi’nde Din Bilgisi Öğretmeni olarak göreve başladım. Din Bilgisi lise 1. sınıflarda seçmeli ders olarak okutuluyordu. Öğrenci sayısı az idi. Göreve devam ederken Almanya’ya gitmek için teşebbüslerim olmuş fakat askerliğimi yapmadığım için gidememiştim. Zamanın hükümeti askerlik şartı getirmişti. Felsefeden doktora çalışmasına da başladım. O sırada Çalışma Bakanlığının yurt dışı için Din Görevlisi Sosyal Yardımcısı alacağını duyduk. Sınavlara girerek kazandım; o sene okul tatil olduktan sonra Temmuz 1973 senesinde İsviçre Sosyal Yardımcı olarak Çalışma Bakanlığı kadrosundan göreve başladım. Hemşehrimiz Milletvekili Mustafa Maden’in bana o dönem çok yardımı oldu, elimden tuttu. Şunu da ilave edeyim, İlahiyatta okurken 2 sene Güriş Şirketinde çalıştım. Bu esnada Hakses dergini çıkarttık. Dergide ismim geçmez ancak rahmetli Kemal Güran abi idareciliğini yapıyordu, bir ara Abdullah İşler Hoca Efendi ile de çalıştık. Derginin yazılarının toplanması, mizanpajlarının yapılması, yazıların okunup tashihleri, tüm bu işlerle ben ilgileniyordum. Hiç unutmam ilk çıktığında 100 bin sattık.

Ateşe iken felsefeden pekiyi derece ile doktoramı tamamladım. Daha sonra açılan çalışma ataşeliği müşavirliği sınavlarına girdim. Sınavları kazanarak Berlin’de Çalışma Ateşesi olarak göreve başladım. Yaklaşık 14 ay kadar çalıştım. 1978 senesinde bir müddet daha kalmam gerekirken, Bülent Ecevit’in Başbakan olduğu 1978 senesinde Çalışma Bakanlığının kadrolu elemanı olmama rağmen beni görevden aldılar. Diyanet İşleri Başkanlığı Din Hizmetleri dairesine isteğimin dışında uzman olarak atadılar. Benimle birlikte ilahiyat kökenli üç dört arkadaşımız da aynı akıbete uğradı.

Sırrı Er: Hocam buraya bir nokta koyalım, sonra tekrar döneceğiz. Şimdi başka bir sorum olacak. Çocukluk yıllarınıza ait unutamadığınız bir hatıranız var mı?

Prof. Dr. Eyüp Sanay: Çocukluk yıllarımızda dört arkadaş beraber Ankara’ya okumaya geldik. Köyümüzde üç tane öğretmen vardı. Öğretmenim Nezaket Gültekin isminde bir hanım idi. Tüm öğretmenlerimiz bizleri okumaya teşvik ettiler. Köyde sokakta oynamak isteğimizde, öğretmenimizi görünce kendilerinden kaçardık, zira ertesi gün mutlaka azar işitirdik. Böyle ciddi insanlardı. Okumamız için üzerimize titrerlerdi. Köyde çocukluk yıllarımızda yaylaya gidişlerimiz de bizler için çok önemli idi. Köyümüzdeki şu andaki caminin yapılışını hayal meyal hatırlıyorum. Çocukluğumun en önemli hadiselerinden bir ide hastalıkla uğraşmam idi. Sık sık hastalanırdım. Babam beni tedavi için Ankara’ya getirirdi. O zaman Ankara Numune Hastanesinde bir hafta tedavi gördüğümü hiç unutamam. Yatmadan gidip gelerek tedavi görüyordum. Kafamda yaralar çıkmıştı. Elektrik tedavisi göreceksin dediler. Herhalde şua tedavisi idi. Bu tedavide çok acı çektim. O günün teknikleri ile ciddi bir tedavi gördüm. Başım ve boynumda yara ve bereler çıkmıştı, zaman zaman kanardı. Dayanılmayacak şekilde acılar çektiğim olurdu. Daha sonra babamın anlattığına göre; tedaviden sonra bir merhem verdiler kısa sürede iyileşti. Başında hiç saç kalmayacak, verdiğimiz suyu kullansın demişler. Üç ay sonra yeniden saçlarım çıkmaya başlamış. Tahmin ediyorum bu hastalığım bir çeşit cilt kanseri idi. Şua tedavisi yaptıkları ve saçlarımın tamamen dökülmesini göz önüne alarak böyle düşünüyorum.

Sırrı Er: Sayın Hocam, Diyanet İşleri Başkanlığındaki görevinizden itibaren hangi görevlerde bulundunuz?

Prof. Dr. Eyüp Sanay: Diyanet İşleri Başkanlığında beş sene görev yaptım. Doktoramı yaptığımdan dolayı Yozgat Yüksek İslam Enstitüsünün kurucularından biri olarak da görev aldım. En az doktorasını yapmış üç kişinin olması gerekiyormuş. Üç arkadaş biz görev alacağız diye taahhüt ederek Yozgat İslam Enstitüsünün kuruluşunu başlattık. Ama maalesef ben hocalık yapamadım, Diyanet İşleri Başkanlığı bana izin vermedi, muvafakat vermedi. Haftanın belli günlerinde gidip gelmeme dahi izin vermedi.

Doktoram olduğu için üniversiteye geçmenin yollarını araştırıyordum. Kayseri Erciyes Üniversitesinde Doçentlik sınavlarına girdim. Ancak Yüksek İslam Enstitüleri ilahiyat fakültelerine dönüştüğü için bu imtihanlar asistanlar için açılmış. Neticede kazandım ama kadro alamadım. O zamanki İlahiyat Fakültesi Dekanı “Bu kişinin evraklarını muhafaza edin, ilerde değerlendiririz. İlk kadroda da atayacağım”  demiş, ancak ilerleyen zamanda herhangi bir netice alamadık.

Ankara Emek Mahallesinde Gazi Basın Yayın Yüksek Okulu’na müracaat ettim. Okulun Müdürü Doç. Dr. Süleyman Arslan Bey, Çeltikçi Kınık köyünden, bizim hemşehrimiz oluyor. Allah rahmet eylesin, Güneydoğu’da bir konferansa giderken kalp krizinden vefat etti.  Bana “bir dilekçe ver” dedi. Hemen bir dilekçe verdim, özgeçmişimi de ilave ettim. Bir hafta sonra Basın Yayın Yüksek Okulunda başladım. Okulda kadro olmadığı için kadrom İktisadi Ticari İlimler Akademisinde olmak üzere 1983 senesinde Yrd. Doçent olarak göreve başlamış oldum.  .

Doçentlik sınavına gelince, dil sınavlarını hemen kazandım. İstanbul Edebiyat Fakültesinde girdiğim Doçentlik sınavında yayınlarım beğenilmedi. Bunun üzerine o kitapları ve makaleleri bir tarafa bıraktım yeniden çalışmalara başladım, bir özel bursla 3 ay Almanya’ya gittim, orada Türkçe yeni bir kitap ve 50 sahifelik Almanca bir makale hazırladım. Bu eserlerim yayımlandı. Diğer kitapları koymaksızın 2 sene sonra 1989 yılında tekrar müracaat ettim. Ankara’da Siyasal Bilgiler Fakültesinde Özer Ozon Kaya’nın jüri başkanlığında tekrar sınava girdim. Bu sefer soru üstüne soru sordular, bayağı ciddi bir imtihandı. “Sizin başka makalelerinizde ve eserlerinizde var, niçin bunları koymadınız? Diye sordular.” 1987 yılında sınava girdim, eserlerim beğenilmedi, ben de hepsini bir tarafa bırakarak yeniden kitap ve makale hazırladım” diye cevap verdim. Türk Doğan Hoca “ Ben bu kadar net konuşan ve ahlaki davranan kişiye ilk defa rastlıyorum” dedi. İçlerinden ikisi yayınlarımı beğenmeyen hocalardı. Neticede sınavı dört birle kazanarak Sosyoloji Doçenti oldum. 1993 senesinde büyük bir mücadeleden sonra iki sene sonra Profesörlük kadromu ilan ettirebildim. İki buçuk sene sonra 1996 senesinde Profesörlüğüm gerçekleşti.

Sırrı Er: Sn. Hocam, bu aşamadan sonra siyasi çalışmalarınıza gelebilir miyiz?

Prof. Dr. Eyüp Sanay: Sosyal hayata atılınca hep bir siyasi arayışın içinde oldum. Şunu belirteyim, bu çalışmalarda hedefim hiçbir zaman da milletvekilliği değildi. Siyasette ülkem için ne yapabilirim, hedefim bu idi. Geçmişi kısaca özetlersek, Demokrat Parti geleneği var, Adalet Partisi kurulurken Gençlik Teşkilatında görev aldım, bizler muhafazakâr grup içinde idik ve Sadettin Bilgiç’i destekliyorduk. Süleyman Demirel kazanınca Adalet Partisinden ayrıldım. Bizim görüşümüzdeki arkadaşlar hep dağıldı ve bir arayış içine girdik. 1969 yıllarında Türkiye’de bir bağımsızlıklar hareketi başladı. Merhum Prof. Dr. Necmettin Erbakan bağımsız olarak Milletvekilliğini kazandı ve Milli Nizam isminde bir parti kurdular. Ben o zamanlar askerliğimi yapıyor idim. Bu hareketi destekledik. O günden bu güne bu çalışmaların içinde olduk. Yurt dışında görevli iken Erbakan Hoca ile görüşürdük. Daha sonra görüşmelerimiz sıklaştı. 1998 senesinde Refah Partisi kapatılınca bir parti kuruldu. Fazilet Partisi kurulurken rahmetli Erbakan beni çağırdı. “Prof. Dr. İrfan Gündüz, Prof. Dr. Azmi Ateş ve bir profesör arkadaş daha var, bunları yanına al, üniversite hocalarından yeni kurulacak partinin yönetim kuruluna girecek kişileri tespit et” dedi.

Bir hafta on gün sıkı bir çalışma yaptık. Arkasından listeyi hazırladık ancak dördümüz de ekendi isimlerimizi yazmadık. Listeyi götürüp kendisine takdim ettin. Kendi aralarında görüşmüşler, beni çağırdılar, hocanın evinde görev taksimi yapıldı. Bana Genel Sekreterlik görevi verdiler ve fiilen partiye adım atmış olduk. 1999 seçimleri geldi.  Erbakan Hocanın talimatı ile seçimlerde aday olmak için ben, İrfan Gündüz, Ali Gören görevlerimizden 1999 Ocak ayında istifa ettik. Seçimler Nisan 1999 tarihinde idi. Ankara 2. Bölge listenin 2.ci sırasından aday oldum ve milletvekili seçildim. Bu sefer çok geçmedi Fazilet Partisi de kapatıldı. Gönlüm yeni kurulacak partide de hep birlikte olmak idi ve ben çok gayret ettim ancak olmadı. Biz 48 arkadaş Ak Partinin kuruluşunda görev aldık, diğer arkadaşlarımız da Saadet Partisini kurdular. Saadet Partisi barajı aşamadı, Ak Parti tek başına iktidar oldu. 2007 yılına kadar Ak Partide çalıştık. Çeşitli kademelerde ve komisyonlarda görev aldık.

 

Sırrı Er: Sayın Hocam, 1986 senesinde ESYAV’ın kurucularındansınız. Vakfı hangi amaçlarla kurmuştunuz?

Prof. Dr. Eyüp Sanay: Bizim daha önce yöremiz Yabanabat la ilgili bir derneğimiz vardı. Ankara Yıba çarşısında. Ben o dernekte Başkan Yardımcısı isim. Bu dernekte çok iyi çalışmalar yapıyor idik. Ben yurt dışına gittim. Yıba çarşısında dernekte gençlerle toplantılar, piyesler, tiyatrolar ve benzeri çalışmalar yapılıyordu. Yıba çarşısı yandı. Döndükten sonra bu çalışmalara devam ettik. Bu toplantılarda bir kooperatif kurarak birer ev sahibi olmak düşüncesi, bir de vakıf kurarak yöremize daha güzel hizmet etme düşüncesi ortaya çıktı. Vakıf kurmaya karar verdik. Bu görev Hüdaverdi Çakır ile bana verildi. Kooperatif de Orhan Aydın’la, Halil Yurtoğlu’na verildi. Kızılcahamam ve Etlik semtine Yayla kent ismi ile iki kooperatif vasıtası ile binalar yaptık. Rahmetli Abdurrahman Oğultürk ’ün çok büyük destekleri oldu.

Vakfın kuruluşunda hemşehrimiz Avukat Rasim Ayaz Bey hukuki işleri takip etti. İlk müracaatımızda ilgili makamlar vakıf ana varlığını az bularak reddetti. Vakfın sözleşmesi için Vakıflar Genel Müdürlüğünde bir hanım avukatla görüştüm ve “ Biz Kızılcahamam Çamlıdere yöremizin gençlerini okutmak onlara sahip olmak istiyoruz, bu gençlik anarşi ve terörden çok çekti, zayiatlar verdi biz gençlerimizi muhafaza ederek yetiştirmek istiyoruz” dedim. Bu bayan avukat;“ O zaman siz, Kızılcahamam Çamlıdere nüfusuna kayıtlı yükseköğrenim öğrencilerine burs verir” ibaresini koyun dedi. Bu ifadeyi aynen bu bayan yazdırdı ve ben not aldım. Biraz da parayı artırın dedi ama nasıl artıracağız. O zaman bu parayı bulmak zor. Hüdaverdi Çakır bu parayı ayarladı, vakıf senedini tekrar yazarak yeniden müracaat ettik. Vakıf senedinde yukardaki ana cümlenin altını da besleyerek vakıf senedini oluşturduk. O günlerde Salih Bezci’nin Rüzgârlı Sokak’ta bitirdiği bir han vardı, Çapar İşhanı. Babası Durali Bezci vakfımıza bu handan bir dükkân bağışladılar ve vakfın adresini burayı gösterdik ve vakıf bu adreste faaliyete başladı.

Daha sonra vakfımızı, yine Bezci ailesinin bağışladığı, Kalaba semti Çamaltı Sokak’taki binaya taşıdık. Bugün orası cami olarak hizmet veriyor. O dönemde rahmetli Kemal Güran hocamızın vakfımıza çok büyük hizmetleri oldu. Etlik semtinde Ali Semerkandi Külliyesini ve camisini yaptık. Vakfımızın merkezi bu adrese taşındı. Şu anda vakfımız çok güzel hizmetler yapıyor; burslar, kültürel faaliyetler, sosyal faaliyetler, bültenler, gençlik çalışmaları. Ben de Vakıfta yönetim kurulu üyesi olarak hizmetlere devam ediyorum.

Sırrı Er: Sayın Hocam, Kızılcahamam, Çamlıdere yöremiz hakkındaki düşüncelerinizi de alabilir miyiz?

Prof. Dr. Eyüp Sanay: Geçenlerde, Vakıfta öğrencilere verdiğim bir seminerde şunları söyledim. “Arkadaşlar ben yerel bir insanım, aynı zamanda da evrensel bir insanım. Ben Kızılcahamam’ın bir köyündenim ve köylüyüm, hiçbir kimse köyünü memleketini reddedemez ve tabi olarak ben burayı sevmiyorum diyemez. İstisnalar olabilir. Önce köyümü, sonra Kızılcahamam’ı, Ankara’yı, ülkemi seviyorum. Sonra evreni ve insanları seviyorum.”          Kendimize böyle bir misyon yüklediğimizde hem yerel hem evrensel düşünmek zorundayız. Keşke dünyada savaşlar olmasa, tüm insanlık huzur içinde yaşasa. Aslan yattığı yerden belli olur derler, ben yattığım yere memleketime bir şeyler yapabiliyor muyum? İnsan usul usul çevreyi genişletmelidir.

Çıtakları merak edip araştırdım. Çıtaklar tarihi bir vakıa. Tarih kitaplarına bakarsanız çıtaklar Rumeli’den gelme ama hepsi değil. 1402’deki savaştan sonrakiler Rumeli’den gelme. Yıldırım Beyazıt Hanın askerleri içinde Rumeli’den gelen ve adına çıtak denilen askerler var. Bunlar savaş kaybedilince gitmeyerek kalmışlar ve Kızılcahamam Çamlıdere yöresine yerleşmişler. Ancak Kızılcahamam Çamlıdere’ye asıl yerleşim Selçuklular döneminde olmuştur. Mesela Çamlıdere’deki Peçenek beldesinde Selçuklulardan kalma bir cami var. Tarihçi Doç. Dr. Hüseyin Çınar Bey bize anlatmıştı. Taşlıca, Otacı,  Turasan köylerine Alâeddin Keykubat zamanında buraları korumakla görevli askerler yerleştirilmiştir. İskender Bey, Bizim köydeki Şeyh Abdurrahman, Taşlıca’daki Oruç Gazi ve Turasan Bey.  Ankara’ya yapılacak bir saldırıya karşı birer zaviye olarak kurmuşlar. Zaviye bir anlamda ileri karakol demektir. Sonra bunlar tekke olmuşlar. Hüseyin Beyin anlattıkları tarihi realiteyi de doğruluyor ki bizim yörede beş tane vakıf var. Şıhlar dediğimiz Çamlıdere’de Şeyh Ali Semerkandi Hazretlerinin vakfı,  Güvem nahiyesindeki Seyhamamı vakıf, İskender Bey burada, Otacı köyü vakıf, Taşlıca köyü vakıf, Turasan bey Vakfı, bugünkü Tekke köyü. Dolayısı ile bizim yöremizin insanı hem Oğuzların kayı boyu, hem de Selçuklulardan. Yabanabat bölgesi Türkiye için çok önemli. Bizim yöremizin insanı saf ve katıksızdır.

Sırrı Er: Sayın Hocam şimdi kişisel bilgilerinize geleceğiz, Babanızın, annenizin isimleri, kimle, ne zaman evlendiniz, çocuklarınız hakkında bilgi rica ediyoruz.

Prof. Dr. Eyüp Sanay: Babamın adı İbrahim, annemin adı Haticedir. Her ikisi de 2 Mart 1975 tarihinde soba zehirlenmesi kazası sonucu rahmetli oldular. Rahmetli Hüseyin Özgün hocamızla aynı apartmanda karşı dairede oturuyorlardı. Bakıyorlar ki ertesi gün haber yok, balkondan girip hadise ile karşılaşıyorlar.

Babam tarafından akraba olan teyzekızı ile 1963 senesinde evlendim. Görücü usulü ile evlendik, eşimin adı Perihan. Beş çocuğum var. Üç kız, iki oğlan. Dört çocuğum fakülte mezunu, bir oğlum Anadolu Üniversitesinde okuyor. Erkekler ve kızın biri evli. Büyük kızım bekâr adı Hatice ve Kırıkkale Üniversitesinde Almanca okutmanı olarak görev yapıyor. İkinci olarak Mehmet Akif ismindeki oğlum o da Kırıkkale Üniversitesinde okutman, Üçüncüsü Kızım Fatma Etlik Anadolu İmam Hatip Lisesinde Arapça öğretmeni, dördüncüsü Emine Güzel Sanatlar okudu ama Viyana’da öğretmenlik yapıyor, beşincisi İbrahim Enes şu anda kendisine iş arıyoruz, Anadolu Üniversitesi Açık Öğretimde okuyor ve evli.

Sırrı Er: Hocam şimdi son sorumuza gelelim, boş zamanlarınızda ne yaparsınız? Özel hobileriniz var mı?

Prof. Dr. Eyüp Sanay: Bir alışkanlığım var kitap okurum. Ancak son zamanlarda gözlerim yoruluyor. Başlı kitaplarım var onların tashihi ve düzenlemeleri ile ilgileniyorum. İslam Kültürünün dünyaya etkisi, katkısı üzerine bir kitap çalışmam var son şeklini vermeye çalışıyorum. İki tane tercüme çalışmam var, onları daktilo edip son şeklini vermek üzereyim. Onun üzerinde yayımlanmış kitabım var. Genelde meslekle ilgili eserler, bir tanesi de “Gurbetçinin El Kitabı” dini içerikli. Bir tane de Abdullah İşler hocamız ile tercüme ettiğimiz bir kitap var.” Ailede ve Toplumda Kadın” Bu kitap ilk denememiz. 50’nin üzerinde makalem var, bir kısmı telif, bir kısmı tercüme. Yapmak isteyip de yapamadığım “İslam Sosyolojisi” yazmak istiyordum. Fakat bu iş bize nasip olmayacak galiba. İlahiyat Fakültesinde olsaydım yazabilirdim diye düşünüyorum. İletişim fakültelerinde ders olarak okutulacak bir “İslam Sosyolojisi” yazmak için zaman, fırsat ve imkânım olmadı, zira bunu yazmak bir ekip işidir. Bu konuda elimizde malzeme yok. Şimdiye kadar hiç kimse de bu malzemeleri derleyip toparlamış değil. Özlemini çektiğim ve henüz gerçekleştiremediğim bir konu daha var. Kur’an-ı Kerim ve Hadis-i Şeriflerle Türkiye’de yaşayan Müslümanların hareketlerinin örtüşüp örtüşmediği. Yaptığımız hareketler ne derecede Kur’an ve Hadisle örtüşüyor,  ne derecede örtüşmüyor. Bu iki konu isteyip de yapamadığım iki konudur.

Sırrı Er: Sayın Hocam bu güzel söyleşi için çok teşekkür ederiz.

Prof. Dr. Eyüp Sanay: Ben de size teşekkür eder, çalışmalarınızda başarılar dilerim.

16-05-2013 01:40
YORUMLAR
  • İbrahim Şahin   16-06-2013 01:38

    Sayın Sırrı Er kardeşim, muhterem hocamızla yapmış olduğunuz bu söyleşi için öncelikle çok teşekkür ederim. Muhterem hocamızın kuruluşunda ve faaliyetlerinde büyük emeği bulunan ESYAV dan 1990-1994 yılları arasında öğrenim bursu almış, seminerlere katılmış bir hemşeriniz olarak, minnettarlığı ifade etmek ve emeği geçen herkesten Allah razı olsun. Bu değerli büyüklerimizin bizlere açtığı yoldan devam ederek, bir meslek sahibi olduk. Bizlerin ahlaki ve mesleki gelişmemize rehber oldular, ışık tuttular. Ankara' dan uzunca sayılabilecek bir süre görevim gereği uzak kaldım. Kendilerinin yol gösterdiği ilkeler hep bize rehber oldu. Bugün DSİ genel Müdürlüğünde mühendis olarak ülkeme hizmet etmeye gayret ediyor, Yabanabat yöremin insanının taşıdığı özellikleri korumaya ve çevremdeki gençliğe anlatmaya gayret ediyorum. Bu söyleşinizi okuduğumda çok mutlu oldum. Buna vesile şahsınıza sonsuz teşekkür ediyorum. Üzerime düşeni yapmaya hazır olduğumu belirtir, saygılar sunuyorum İbrahim Şahin Ziraat Mühendisi Ankara DSİ Gençlik ve Spor Kulübü Genel Sekreteri 0 530 349 09 07

    0

    0

Diğer Yazıları
MAKALELER YAZARLAR
GAZETE İLK SAYFALAR
HAVA DURUMU


ANKARA

ANKET

YENİ HUKÜMETİ HANGİ PARTİLER KURMALI

Tüm Anketleri Görmek ve Oy Kullanmak İçin Tıklayın