Ben yöremizle iftihar ediyorum
Sırrı ER Kızılcahamamhaber
sirrier@hotmail.com
.

ESYAV’ın kurucularından Dr. Sadi Kaya:

“Ben yöremizle iftihar ediyorum.”

Sırrı Er:Sadi Bey, söyleşimize başlarken önce kendinizi kısaca tanıtır mısınız?

Dr. Sadi Kaya:Teşekkür ederim. Öncelikle size hoş geldiniz diyorum, böyle bir imkânı bana tanıdığınız için tekrar teşekkür ederim. Bendeniz Dr. Sadi Kaya, büyüklerimizin bize dediklerine göre, 1950’li yıllarda zemheri aylarında doğmuşum. Resmi kayıtlara 01.01.1953 olarak yazılmış. Bu gerçek kayıt mı değil mi bilemiyorum. Tahminime göre gerçek doğumum 1951 senesi olabilir. Ankara Çamlıdere kazasının Elmalı köyünde doğdum. Ben ailenin altıncı çocuğuyum, ben doğduktan sonra annem rahatsızlanmış, tüberküloz olmuş, 7 sene tedavi görmüş. Ben ailenin büyükleri tarafından büyütülmüşüm, hatta babam bir ara beni çocuk yuvasına vermeyi bile düşünmüş. Allah’ın takdiri, köyde büyüdüm altı yaşlarında iken köy hocalarından Kur’an dersleri almaya başladım. Birkaç sene bu şekilde okurken bölgemizde Elmalı köyünün Kargalar mahallesinde ilk defa bir Kur’an kursu açıldı. Kursa günü birlik gider tahsile devam ederdim. Sonra bir ara hafızlık çalışmasına da başladım.

Ancak yasalar yedi yaşında sonra mutlaka ilkokul eğitimini zorunlu kıldığından, ilkokula başlamak zorunda kaldım. O zaman Elmalı köyünün Kargalar mahallesinde 5 sınıflı bir ilkokulu vardı. Beş sınıfı da bir öğretmen okuturdu. Köyümüze 5 kilometre mesafede idi. Okula başladım, beş kilometreyi her gün sabah, akşam yürüyerek gidip gelirdik.7-8 yaşlarımda beş sene bu şekilde kışta kıyamette okula yürüyerek gidip geldim. O dönemde herkes ısınacak odunu evinden getirirdi. Elimizde bir odun her gün okula götürürdük, sınıf başkanı odunları kontrol ederdi. Odun getirmediysen ceza olarak tahtada tek ayak üzerinde beklerdin. Zamanımızda nereden nereye geldik. Bu gün çocuklarımızı beş yüz metre ilerdeki okula bile servisle götürüyoruz. Çocuklarımızı ekmek almaya bile gönderemiyoruz. O dönemde elimizde odun beş kilometre yürürdük. O zamanlar büyüklerimiz, af edersiniz,” biz bu okula bir eşek yükü odun getirip yıkalım, çocuklar da her gün odun getirip götürmekten kurtulsunlar” diye düşünmemişler. Neticede ilkokulu köyde bitirdim, bu arada annem de hasta idi, babam da Ankara’da seyyar satıcılık yaptığından zamanlarının çoğu Ankara’da geçerdi. Ben de bazı zamanlarda onların yanında olurdum. Ankara’da evimiz de vardı, ancak ben okula köyde devam ettim. Babam okulu köyde bitirmemi istedi.

İlkokulu bitirdiğimde o zamanki öğretmenim, babama “bu çocuğu mutlaka okutmalısın” demiş. Hatta öğretmenim o zaman İmam Hatip Okulu ve Öğretmen Okulu sınavlarına beni yazdırmış. İlkokuldan sonra o zamanki duruma göre bu sınavlara girdim fakat kazanamadım. Ankara’ya geldim. Babam Etlik semti civarında seyyar satıcılık yapardı. O zamanlar mahallelerde tabak, bardak vs. satan satıcılar vardı, babam da bu işle uğraşırdı. Beni yanına aldı, yaz döneminde mahallede eskicilik yapıyorduk. İmam Hatip Okulu veya Öğretmen Okuluna kaydolmayı bekliyordum, o okullar olmadı. Ortaokula gittik kayıtlar kapanmış, kayıt yaptıramadık, Milli Eğitim Müdürlüğünden onay almamız gerekiyormuş. Babamın tanıdığı hemşehrimiz bir öğretmene gittik. Türkan Akyol isimli bir tarih öğretmeni, vefat etti ise Allah rahmet eylesin, kapısını çaldık. Babam “ Hoca Hanım, bu benim oğlum, ortaokula kaydettireceğiz, kayıtlar kapanmış, kayıt ettiremedik.”dedi. Türkan Hoca“ Yarın sabah çocukla birlikte gelin” dedi. O Hoca Hanımın vasıtası ile ortaokula kaydoldum.

Bu şekilde ortaokul hayatım başlamış oldu. Şimdi Etlik Polis Karakolunun karşısındaki ilkokulun bulunduğu yer ortaokul idi. Ayvalı semtinden 30 civarında öğrenci yürüyerek giderdik. Sömestrde karne aldık, arkadaşların hepsi zayıflarından dolayı karneyi sakladılar. Benim bir tane İngilizce dersim zayıf idi. Adapte olamamıştım, Türkçeyi zor öğrenmiştim, tabii İngilizce zayıf olurdu. Sene sonunda sınıf geçen tek öğrenci ben oldum. Tüm sınıflarda kalmadan 1967 senesinde ortaokuldan mezun oldum. Diğer arkadaşlar hep zorlandılar.        Etlikte Keçiören’de o dönemlerde hiç lise yok idi. En yakın liseler, Yıldırım Beyazıt Lisesi, Gazi Lisesi, Atatürk Lisesi. Elit tabakanın ve adamı olanların öğrencileri Atatürk Lisesine veya Gazi Lisesine giderdi. Diğer öğrenciler Yıldırım Beyazıt Lisesine giderlerdi. Haliyle biz de Yıldırım Beyazıt Lisesine kaydolduk. Lise Telsizler semtinde idi. Dışkapı semtinden okula kadar yürüyorduk.

Lisede başarılı bir tahsil hayatım oldu. 1970 senesinde liseden mezun oldum. Üniversite sınavlarına girdim. Bir Pazar günü netice evimize gelmiş. Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesini kazanmışım. Sonucu öğrenince o kadar sevindim ki,  tarifi mümkün değil. İnsanın hayatının şekli değişiyor. Ailemde okuyan tek kişi benim, çevremde okuyan tek kişi yine benim, köyümüzde ve bölgemizde okuyan benim. Tıp Fakültesini seçip, doktor olmayı düşünmemde annemin hasta olmasının çok büyük etkisi olmuştur. Annem kemik tüberkülozu hastalığından dolayı yedi sene alçılarda yatmıştı. Bu süreçte hastanelerde geçen günlerimiz, annemin tedavisi benim şuur altıma yer edinmiş, o günlerde doktor olmayı hedeflemiştim.

1970-71 döneminde Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesine başladım. O zamanlar çok karışık olaylar vardı. Sağ sol hadiseleri, 1972 muhtırası. Biz, Allah’a şükür arkadaşlarla bir grup kurarak hiçbir hadiseye karışmadık. 1976 senesinde Tıp Fakültesini bitirdim. Mezun olduktan sonra iki ay Ankara’nın Güdül ilçesinde Hükümet Tabipliği görevinde bulundum. İki ay sonra Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Göğüs Kalp Damar Cerrahisi uzmanlığını kazandım. İki ay sonra Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Göğüs Kalp Damar Cerrahisi uzmanlığını kazandım.  Bu bölümde 5,5 yıl ihtisas yaptım. 1982 senesinde ihtisasımı bitirdim.

O sene askere giderek vatani görevimi yaptım. Ankara Etimesgut Zırhlı Birlikler Okulunda temel eğitim gördükten sonra İstanbul Çamlıca Göğüs Hastalıkları Hastanesine dağıtımım çıktı. O zamanlar Kuzey Irakta birtakım hadiseler olduğundan Güney Doğu’ya çok miktarda doktor göreve gönderiliyordu. Ben kurada branş olarak tek kişi idim. Göğüs cerrahi uzmanı olmama rağmen yanlışlıkla göğüs uzmanı yazmışlar. Elimi attım torbadan Diyarbakır çıktı. Oradaki komisyon üyelerine “ Buradaki göğüs uzmanı, ben göğüs cerrahi uzmanıyım, burada bir yanlışlık var.”  dedim. Allah’ın hikmeti, komisyon başkanı Diyarbakır Göğüs Hastalıklarını değiştirerek, İstanbul Çamlıca yazdı. Akabinde Kuzey Irak hareketleri başladı ve doktorlar Kuzey Irakta görev yaptılar. Bir sene İstanbul’da kaldım. Mecburi hizmet kuram çekilince Ankara Sanatoryum Hastanesine çıkmış. Ben sonradan öğrendim. Askerlik sonrası Sağlık Bakanlığı’na gelince senin görev yerin Ankara Sanatoryum Hastanesi dediler. Bir süre bekledikten sonra Ankara Atatürk Sanatoryum Hastanesi Göğüs Cerrahisi bölümüne baş asistan olarak atandım. Kısa bir dönem sonra 1982 yılında hastanenin Baş Hekim Muavini oldum.1987 yılında şef muavini oldum,1994 senesinde bir seneye yakın Baş Hekimlik görevini yürüttüm. Şimdi aynı hastanede eğitim görevlisi olarak vazifeme devam ediyorum.

Sırrı Er:Çocukluk yıllarınıza ait bir anınızı anlatır mısınız?

Dr. Sadi Kaya:Ortaokula kaydolmuştum. O günlerde enteresan bir anımdır. Köyden gelmişim, şehir hayatı, okul hayatı bilmiyorum, okula nasıl gidilecek bilmiyorum. Ortaokulun o güne göre bir kıyafeti var, gömlek giyilecek, kravat takılacak. O güne kadar hayatımda kravat nedir bilmem, hiç takmamışım. Gömleği giydim, kravat takıyorum ancak gömleğe değil, çıplak boynuma kravat takıyorum. Ağabeyimin hanımı bunu hâlâ hatırlar ve güler. Bana yardımcı oldular ve kravat takmayı öğrendim.

Sırrı Er: Meslek hayatınızda başınızdan geçen ilginç bir anınız var mı?

Dr.Sadi Kaya: Çok anımız var ancak 12 Eylül dönemini hiç unutamıyorum.12 Eylül’de ben Ankara Üniversitesinin Genel Cerrahisinde Rotasyon Asistanı dediğimiz bir asistanlık yapıyordum. Hastanenin bulunduğu, Mamak, Kayaş, Abidinpaşa bölgeleri o zaman terörün çok olduğu bölgelerdi. Hatta Abidinpaşa’da oturduğum sokağın üzerinde bir sokak vardı, orası sanki kurtarılmış bölge gibiydi. Bir gün sağcıların, bir gün solcuların eline geçerdi, biz de sınırda oturuyorduk. Oradan hastaneye yürüyerek gider gelirdim. Gece nöbetim olduğunda giderken, bir yaylım ateşi başlardı. Bir gece acile vurulmuş bir genç gelmiş, fakat hastaneye getirenler o kadar kalabalık ve öfkeli ki, durumu bildiğimiz için yaralı genci müdahale odasına aldık. Tabi, adam hastaneye ölü olarak gelmiş, ancak biz bunu yakınlarına söyleyemiyoruz. Biz, hastaya müdahale numarası ile şunu getir, bunu getir, şöyle yap, böyle yap diyerek zaman kazanmaya çalışıyoruz. Hasta ölü gelmiş, gel de oradaki kişilere bunu söyle. Hiçbir korumamız yok. Bir saate yakın biz bu şekilde hareket ettik, tabi zaman geçtikçe tansiyon düşüyor. Giren, çıkan, sorana, durum iyi değil, çok ciddi, kötüye gidiyor diyerek, alıştıra alıştıra gerçeği söyledik.

Sırrı Er:Asıl mesleğinizin dışında başka iş kollarında da faaliyette bulundunuz mu?

Dr. Sadi Kaya: İlkokuldan sonra Ankara’ya gelince babamla seyyar satıcılık yaptık. Mahallede babamla dolaşmak benim için hoş olmuyordu. Büyük ağabeyim sıhhi tesisatçı idi. Tahsil hayatım esnasında onunla birlikte çalışıyor yardım ediyordum. Yani ben aynı zamanda tesisat işlerinden de anlarım. Birader İstanbul Yeşilköy’de bir iş almıştı. İşçiler Ankara’dan İstanbul’ gidecek. Ben de işçilerle birlikte elimizde bavulumuz, yorganımız, aynen filmlerde izlediğimiz gibi, sırtında yorgan, elinde valiz onlar gibi, Ankara’dan çıktık, Karaköy’e geçtik, Sirkeci’den trene binerek Yeşilköy’e gittik. Birader inşaatta bir oda hazırlamış, oraya yerleştik. Köprü ve film hadisesini ben de birebir yaşadım. Kalorifer boruları döşerdik, o günlerde boru bükme aletleri yoktu, boruların içine kum doldurur, ısıtarak bükerdik. Kumu borunun içinde küçük demir parçaları ile vurarak tak, tuk ses çıkartarak yerleştirir sonra ısıtarak bükerdik. O zamanlar inşatlarda kum dolu boruları döven insanlara rastlanırdı. Körükle boruyu ısıtacak şekil vereceksin, şayet kum dolu olmazsa boru ezilir. Kumun sıkışması için de boruyu dövmek zorundasınız. Enstrüman çalar gibi boruyu döverdik.

Sırrı Er:Yöremiz Kızılcahamam ve Çamlıdere hakkındaki düşünceleriniz nelerdir?

Dr. Sadi Kaya: Ben yöremizle iftihar ediyorum. Bunu her yerde ve her toplumda söylerim. Hiçbir zaman bunun aksini düşünmedim. Yöremize bir şey yapabilmek için ESYAV’ın kurucu üyelerinden oldum. Güdül’de görev yaparken o zaman şunu müşahede ettim. Güdül ve Çamlıdere Ankara’nın en geri kalmış ilçelerindendir. Şimdilerde bazı şeyler değişmiş olabilir ancak hala yeterli olmadığını düşünüyorum. O zaman Güdül’e gittiğimde kalacak bir otel dahi yok idi, Çamlıdere biraz önde idi. Her yönden bakir güzel bir yöremiz var, son zamanlarda, gerek inanç turizmi, gerek doğa turizmi yönünden gelişmeler var, önünün açık olduğunu görüyorum.

Sırrı Er.Yöremizle, köyünüzle irtibatınız var mı, köyde eviniz var mı?

Dr. Sadi Kaya:Köyde babamdan kalma bir evimiz var. Bayramlarda mutlaka kabir ziyaretlerine gideriz. Köyümüz yeşillik ve ormanın içinde. Tabi köylerimiz boşaldı, akrabalarımız yok, ekilen biçilen tarla, taban, bahçe de yok. Boş zamanlarımızda yazın birkaç gün gider köyde kalırız.

Sırrı Er:Sadi Bey, ESYAV Vakfının kurucularındansınız, o yıllara ait bir şeyler anlatmanızı rica etsem.

Dr. Sadi Kaya: Önceleri hemşehrilerimizle ev toplantıları yapılırdı. Hasan Hüseyin Altaş, Abdülkadir İmamoğlu vs diğer arkadaşlar. Vakıf kurulmadan önce Ankara’nın Dışkapı semtindeki Yıba Çarşısında dernek çatısı altında birtakım sosyal ve kültürel faaliyetlerde de bulunmuş arkadaşlarımız. Tüm bu çalışmaların nüveleri üzerinden vakıf kurulmaya karar verildi. Eyüp Sanay, Hüdaverdi Çakır, Halil Yurtoğlu, Osman Aydın, hepsi o zamanlar benim arkadaşlarım idi. Hekim olmam nedeni ile bu arkadaşlarla irtibatım çok idi. ESYAV Vakfının kuruluş döneminde Ankara Sanatoryum hastanesinde Baş Hekim Muavinliği yapıyordum. Başhekim Sağlık Bakanlığında başka bir görevde olduğu için Baş Hekimlik görevini fiilen ben yürütüyordum. Vakfın kuruluş aşamasında da Salih Bezci Beyi tanıdım, kuruculardan merhum Mehmet Kiraz benim yakın köylüm idi. Rahmetlinin annesi bizim köydendi ve kendisi ile çocukluk arkadaşı idik. Vakıf kurmaya karar verdik ve Eyüp Sanay hocamız öncülük etti, kuruluş aşamalarını takip etti. Tüzükler hazırlandı süreç takip edilerek vakıf kurulmuş oldu. 1986 senesinde vakıf senedini imzalamaya gittiğimde de Salih Bezci Beyle tanıştım, onun haricindekilerle daha önceden tanışıyordum.

Sırrı Er: Yöremizin daha çok gelişmesi için neler yapılması gerekir?

Dr. Sadi Kaya: Kızılcahamam, Çamlıdere yöremiz ağırlıklı olarak turistik bir yöre oldu. Başta jeotermal turizmi olmak üzere, Çamlıdere’de inanç turizmi, her iki ilçemizde doğa turizmi ülkemizde iyice tanınmaya başladı. Sağlık turizmi açısından devlet olsun, özel üniversite olsun yöremize bir meslek yüksek okulu, fakülte olarak fizik rehabilitasyon olarak bir kurum gelirse çok iyi olur. Dışarıdan hasta transfer edilebilir. Bu gün çağımızda yurt dışına hitap eden hastaneler çağı. Fizik tedavi, rehabilitasyon yönünden ülke içinden ve dışından birçok hasta gelebilir. Son zamanlarda Çamlıdere’de de termal su bulundu, oraya da yatırım yapılabilir. Sağlık turizmini ön plana çıkartarak, eğitiminden, kurumlara kadar her şey yapılabilir. Şu anda Kızılcahamam ve Çamlıdere’de yüksek okul ve fakülte yok. Bilimsel ve kültürel olarak böyle bir eksikliğimiz var. İlk planda yetişmiş beyinler olması için bir fakülte, yüksek okul getirilebilir. Vakıf olarak bir özel üniversite çalışmamız olur mu, bilemiyorum ancak çok özel üniversite kuruldu, bu işin de suyu çıktı. Rahmetli Kemal Güran hocamızın zamanında böyle bir düşüncemiz olmuştu ancak pek başarılı olamadık.Yöremizde her kademeden yetişmiş insanlarımız çok, yani alt yapı sıkıntımız olmaz.

 Sırrı Er:Sadi Bey, şimdi özel hayatınızla ilgili sorularım olacak, ne zaman kiminle evlendiniz? Çocuklarınız hakkında bilgi verir misiniz?

 Dr. Sadi Kaya:Ben 1977 yılında babası Erzincanlı, annesi Mengenli, lise mezunu Nesrin hanımefendi ile evlendim. İki kızım, bir oğlum var. Kızımın biri anaokulu öğretmeni, iki sene çalıştı, şu an çalışmıyor, diğer kızım İngilizce öğretmeni, oğlum avukat. Üç torunum var.

 Sırrı Er: Boş zamanlarınızda ne yaparsınız, özel hobileriniz var mı?

 Dr. Sadi Kaya: Sanatoryum hastanesinde görevliyim.  Saat dörde kadar hastanede çalışıyorum, daha sonra Büyük Ortadoğu Tıp Merkezi isimli bir tıp merkezimiz var. Kurumun denetim kurulu başkanıyım ve ortaklarındanım. BOSEV vakfı isminde bir de vakfımız mevcut, Hacıbayram Camii ve çevresi yenileme çalışmaları çerçevesinde oradan bir yer alıp 3 katlı vakıf merkezi inşa ettik, bu vakıfta kültürel faaliyetlere devam ediyoruz ayrıca bu vakıf bünyesinde de burs veriyor ve mesleki çalışmalar yapıyoruz. ESYAV’ın mütevelli heyet üyesi olarak çalışmalarımı sürdürüyorum. Boş zamanlarımda kitap okuyor, aktüel toplantılara katılıyorum. Büyük Orta Doğu Tıp merkezi yakında inşallah güzel bir hastaneye dönüşecek. Şu anki yerimizin karşısında şu anda hafriyat devam ediyor yakında temel atacağız, 110 yataklı bir hastane projesi hazırlayıp ruhsatını çıkardık. Bir inşaat şirketi ile belli bir ortaklık çerçevesinde inşaatını tamamlayarak 2016 senesinde hizmete başlamayı planlıyoruz. Dikmen’de Diyanet Vakfının 29 Mayıs Tıp Merkezini 19 Mayıs ismi ile yine belli bir ortaklıkla sağlık hizmetlerimize kattık.

Sırrı Er:Sayın Hocam, bu güzel söyleşi için çok teşekkür ediyor, çalışmalarınızda başarılar diliyoruz

15-11-2013 22:37
YORUMLAR
  • FATİH KILIÇ   06-12-2016 22:32

    Bence hayat hikayeniz yerine ameliyat edip, bırakıp tatile gittiğiniz daha sonra da kaybettiğiniz hastaları da anlatın.Sizin ihmaliniz ve vurdumduymazlığınız yüzünden kayınpederimi kaybettik. Onca yüreğe ateş düştü.

    0

    0

  • hasan    16-09-2014 17:11

    rahmetli dedemin eşyalarını karıştırırken bi tane kartvizit çıktıydı dahiliye mütehassısı sadi kaya diye demek bu doktormuş. ismini görünce aklıma geldi.

    0

    0

  • sanatoyumlular.   20-06-2014 15:15

    sadi beye yakışır.

    0

    0

  • Palmiye yayınları   27-11-2013 12:43

    Palmiye yayınları olarak gazeteci, yazar, şair arkadaşlarımıza bir imkân sunuyoruz. Destekli yayıncılık kapsamında yazılarınızı kitaba dönüştürebiliriz. Siz yazın biz basalım yayınlayalım. Konu ile ilgili ayrıntılı bilgi için lütfen iletişime geçiniz. İletişim bilgilerimiz: bilgi@palmiyeyayinlari.com https://www.facebook.com/palmiyeyayinlari Tel: 0555 2915061-0539 3602045

    0

    0

Diğer Yazıları
MAKALELER YAZARLAR
GAZETE İLK SAYFALAR
HAVA DURUMU


ANKARA

Instagram
ANKET

YENİ HUKÜMETİ HANGİ PARTİLER KURMALI

Tüm Anketleri Görmek ve Oy Kullanmak İçin Tıklayın