BELEDİYEYLE BEKANIN HİÇ ALÂKASI YOK” DİYENİN, BEKA DERDİ OLMAYANIN TÜRKLÜKLE ALÂKASI VAR MIDIR?
Av.Murat SUCU
[email protected]
.

VEFA İSTANBUL’DA BİR SEMT, BEKA LÜBNAN'DA BİR VADİ ADI MIDIR?

“BELEDİYEYLE BEKANIN HİÇ ALÂKASI YOK” DİYENİN, BEKA DERDİ OLMAYANIN TÜRKLÜKLE ALÂKASI VAR MIDIR? (3.)

Önceki iki yazının 1. Si, küresel çatışma ihtimalini, 2. Si de Türkiye’nin etrafındaki tehlikeyi kısaca gündeme getirdi. Şimdi yine “İyi de kardeşim bunların belediye seçimleriyle ne alakası var” diyenler muhakkak var..

Şimdi alâkası gemiyi delmek veya dereyi geçerken bindiğin atın ayağını vurmakla ilgili bir alâka. En azından Cumhur İttifakı kanadı için bu böyle.  

Ben uygulamaya konulan başkanlık sistemine taraftar değildim. Son seçimde son ana hatta son saate kadar Sayın Cumhurbaşkanına oy verme konusunda tereddütlerim vardı. Ama Cumhurbaşkanlığı sistemine geçildi, Sayın Cumhurbaşkanı da seçildi. Şimdi bu aşamadan sonra, beyin beyliğini berelemenin ne âlemi var? Cumhur ittifakına önceki aşamalarda oy veren vatandaşın, şimdi başka bir arayış içine girmesinin sebebi ve mantığı var mı?

Dolar kuru şöyle oldu, ekonomi böyle oldu diyecekler çıkabilir. Ama bunlar zaten olacaktı. Gezi olaylarından itibaren Türkiye’de siyasi iktidar, güç odaklarıyla çatışma içine girmiştir. Bu çatışmanın zirve noktası 15 Temmuz olmuştur. Bir tepe zirvesi miydi yoksa en yüksek dağın zirvesi miydi bilmiyoruz. Ama savaşın bir muharebesi, bir gecelik kanlı çatışması olma ihtimali yüksek.

Hayatın yüksek katmanlarında, siyasetin yüksek katlarında ne olup bittiğini çok fazla bilmiyoruz. Bize gösterilen, görmemizde sakınca olmayanlar. Bazı çok derin mevzulardan bahsedip duran yazarçizerler de bize birçok sır veriyor gibi olsalar da, neleri çarpıtıp bize yanlış anlattıklarını öğrenebilme imkânlarından mahrumuz.

Dünyada işleyip duran mekanizma, insanların gönüllü katılımını istiyor, gönüllü katılımı sağlamak için her türlü uyuşturucuyu insanlara zerk etmekten de çekinmiyorlar. Ama bir yönüyle de ayık, uyanık, aydın olmayı şart koşuyorlar. Böyle bir tuhaflığın içindeyiz. Hem “özgür olmalısınız” diyen hem de “Şöyle yapmak, böyle yaşamak zorundasınız” diyen bir hükümranlık alanı bütün dünyayı kaplamış vaziyette.

Eli kulağında teknolojik yeni aşamadan, Endüstri 4.0’dan sonra medeni bir hayatın içinde yaşayan insanların özgürlük ve muhalefet alanı iyice kısıtlanacak. Çalışmak, kazanmak, kazandığını harcamak, kazanacağım diye daha çok harcamak, tüketim, tüketim, dönüp dönüp tüketim. Tabi dünyada ki devlet eyalet tipi siyasi birimlerin sayısını 2000’e çıkarmak, insan nüfusunu 500 milyona indirmek, Armageddon, yapay zeka, blockcain, bitcoin meselelerine hiç girmiyoruz.

Eğer sıkıntılı bir süreçten geçtiğimizi düşünüyorsanız, sıkıntı, bunalım, buhran size ulaştıysa, size bu konudaki kanaatimi söylemem lazım. Belki siz dinlersiniz. İşleri yolunda adamlara ne söylesek kulağına gitmeyecektir.

Kanaatim şu: Bu bunalım, bu buhran en az 10 yıl devam edecek. “Şu yaza bi çıkalım, köşeyi döneceğiz” laflarına hiç itibar etmiyorum. Belki kısa süreli can suları ile kısmi rahatlama sağlanacak zamanlar görülebilir, ama daha fazlası değil. Bu inşallah benim kötümserliğimdir ve yazla birlikte bahar gelir. Bin yıllık bir bahar. İnanmak size kalmış.

Artık Türkiye içinde ve dışında FETÖ diye devasa bir problemimiz var. Geniş bakış açısıyla bakarsanız, 300 yıllık geçmişi olan, dar bakışla bakarsanız 27 Mayıs’tan bu yana, tekrar tekrar yaşadığımız ve hala çözümünü bulamadığımız zaaflarımızın, hastalıklarımızın sonucu bu.

PKK meselesine sadece dağdaki eşkıya sınırdaki terör olarak bakarsanız ha çözüldü, ha çözülecek. Ama Dünya Sisteminin üst katmanlarında, Orta Doğu’da bir Kürt Devleti kurulması konusunda bir kararlılık var. (aslında bu kararlılık, Yahudi Vaat edilmiş büyük İsrail, Kadim Gürcü Ermeni Hıristiyanlığının gürbüzleştirilmesine yönelik. 21. Yüzyıl’ı Türk Kürt soykırımı, 22. Yüzyılı da bu soyların canlandırılıp gürbüzleştirilecek zaman olarak hayal eden birileri olabilir) Geçenlerde 12 Eylül Öncesine dair belgeseller seyrederken aklıma birden bire şöyle bir fikir geldi. Bizim 27 Mayıs sonrası yaşadığımız, 70’ler boyunca zirveye çıkan, 12 Eylülün bahanesi olan, sağ sol çatışması bunalımımızın temel stratejik hedefi PKK terörünün altyapısını sağlamak olmasın, dedim kendi kendime. İç savaşa varan, silahlı kavganın kışkırtılmasında, önüne geçecek tedbirlerin alınmamasında, Sosyalist çıkış yolunu kapatmak, tepkisel Ülkücü-İslamcı hareketin önünü kesmek gibi güncel aktüel taktik hedefler vardı. Ama geriye sadece PKK terörü kaldı. Türkiye’de toplum katmanlarında karşılığı olan bir Devrimci Sosyalist siyasi hareket yok artık. Fikrî temelleri, tarihi o günlere dayanan, işi silahlı mücadele, terör eylemlerine döken marjinal ve ne olduğu belirsiz örgütlenmelerin terör faaliyetleri hala var. Ama bunlar sadece PKK’nın yancısı. Bu işin taa 27 Mayıstan sonra Sivas kampıyla temellerinin atıldığı, 27 Mayıstan sonra güneydoğuda her aşiret liderinin yanında bir Amerikalının peydahlandığını söyleyenler de var. Ve meselenin PKK dışı bir tarafı da var. Benim Fetullacılar ve Fetullacı olmayan Fetullacılar dediğim zihniyet bozukluğu, PKK için de geçerli olabilir. PKK’lılar ve PKK’lı olmayan PKK’lılar da var.

(Yeri gelmişken şunu da zikredelim: 80 öncesi uç siyasi gençlik hareketlerinden geriye ne kaldı? Akıncılar Ak Partili oldular diyebiliriz, Milli Görüş partilerini artık ciddiye almayabiliriz. Sol tarafta Doğu Perinçek ve başka fraksiyonlar da var. Ama Ülkücü hareket bunlardan tamamen başka bir noktada, Karizmatik Kurucu Başbuğ’dan sonra varlığını devam ettirebilen ve uzun yıllar Türk siyasetinde etkili olma potansiyeline sahip bir MHP var. MHP’nin bu varlığı da Devlet Beyin ilkeli ve toparlayıcı liderliği sayesinde mümkün oldu. Ama 80 öncesi siyasi hareketler içinde en sahici ve ayakları yere basanın MHP olduğunu gördük dersek hata etmiş olmayız. Bu da Başbuğ Alpaslan Türkeş’in eseridir. İYİ Parti denemesi dikkate alınmayacak bir sapma, bir denemeden öteye geçemeyecek. Bence)

Milletin hali, Devletin Yapısı, Ekonomi de dersek Beka meselesinin atar damarlarını açmış oluruz. Bunlar da bugünden yarına, bir başka siyasi iktidarın gelmesi ile falan çözülebilecek işler değil.

Biz bir millet olduk mu? Milletliğimizin ispatı, efradını cami ağyarını mani anlamı, tarihi rolü nedir? Hamasetsiz ve Toplumun tamamına hitap edecek sahici bir cevap henüz yok.

Bu Devlet kimin? Milletin Devletine, Devletin Milletine nasıl ulaşacak, Devlet Millet kaynaşmasını nasıl sağlayacağız?

Plansız, Devletsiz Kapitalist ekonominin sonu nereye varacak? Artık bir Sosyalist çıkış yolu da yok. Ve Küresel Kapitalist ekonomi iliklerimize kadar sızmış haldeyiz. “Başka bir dünya mümkün” diyen hiç kimse kalmadı. Millet yapımızı ayakta tutan, kıt kanaat varlığımızın devamını sağlayan ekonomik çevrim yollarının dışına çıktık, unuttuk. Finans Kapitalin hileli, inişli çıkışlı dehlizlerinde sıkıştık kaldık. (Bunun ucu, suçu da bi çekmeye başlarsak 200 sene öncesine gider.)

Bereket, Asalet, Haysiyet, Adalet, Vefa ve Beka..28.02.2019

12-03-2019 20:57
YORUMLAR
Henüz Yorum Yok !
Diğer Yazıları
MAKALELER YAZARLAR
GAZETE İLK SAYFALAR
HAVA DURUMU


ANKARA

Instagram
ANKET

YENİ HUKÜMETİ HANGİ PARTİLER KURMALI

Tüm Anketleri Görmek ve Oy Kullanmak İçin Tıklayın