Şiir Köşesi (İHA) - İhlas Haber Ajansı | Haber Girişi: 26.03.2008 - 23:00, Güncelleme: 26.03.2008 - 23:00

Ahmet Erhan hayatı ve şiirleri

 

Ahmet Erhan hayatı ve şiirleri

8 Şubat 1958’de Ankara’da dünyaya geldi. Mersin’li bir ailenin, dört kızın ardından doğan beşinci çocuğudur. Babanın işleri nedeniyle Ankara’dan göç edilmiş ve bunun üzerine çocukluğuyla ilk
AHMET ERHAN 1948.... HAYATI VE ŞİİRLERİ 8 Şubat 1958’de Ankara’da dünyaya geldi. Mersin’li bir ailenin, dört kızın ardından doğan beşinci çocuğudur. Babanın işleri nedeniyle Ankara’dan göç edilmiş ve bunun üzerine çocukluğuyla ilk gençliği Mersin ve Adana’da geçmiştir. Babasının emekliye ayrılmasıyla yeniden Ankara’ya dönerler. Çeşitli nedenlerle kısa bir süre ara verdiği lise öğrenimini Akşam Lisesi’nde tamamladı. Ardından Gazi Üniversitesi, Eğitim Fakültesi, Türk Dili ve Edebiyatı bölümünü bitirdi. Ankara’nın özel öğretim kurumlarında Türkçe-Edebiyat öğretmenliği yaptı. Hayatının büyük bir bölümünü Ankara’da geçiren şair, 'Ankara-İstanbul Karatreni' kitabında anlaşılabilen nedenlerle, 2001 yılında İstanbul’a yerleşti. Adana Demirspor Genç Takımı'nda futbol oynadı. O yıllarda geçirdiği ağır sakatlık döneminde şiir yazmaya başladı. 1976’da Militan dergisinde topluca yayınlanan şiirleriyle dikkat çekti. 1980 öncesi ve sonrasında ülke gençliğinin yaşadığı dramı, içerden bir ses olarak, o dönemlerde oldukça yaygın olan slogancılığa kaçmadan, kendine özgü diliyle yazması şiirini özel kıldı. Lirizm zenginlikleri ve ironiyle harmanladığı “şimdiki zamanın duygu resmi” olarak tarif edebileceğimiz söyleyişini, neredeyse otuz yıldır sürdürüyor. Ahmet Erhan pek çok çevrede hala ilk kitaplarıyla hatırlanmasına ve bilinmesine rağmen, şiir serüvenini yaşanan zamanla atbaşı götürmekte ve çok genç yaştaki okuyucuları tarafından da ilgiyle takip edilmekte. Cahit Külebi, 1982 tarihli bir söyleşisinde kendisi için “şaşırtıcı bir olgu” tabirini kullanmıştı. Ahmet Erhan, şiirleriyle hala kendisini izleyenleri şaşırtmaya devam ediyor. ESERLERİ Alacakaranlıktaki Ülke. İlk basımı Mart 1981'de Yeni Türkü Şiir Yayınları, İlk Eserler Dizisi'nden çıkan bu kitap, şair henüz 23 yaşındayken 1981 Behçet Necatigil Ödülü'ne değer bulunmuştur. Kitabın ikinci basımı bir yıl sonra şairin yeni kitaplarıyla birlikte Lir Yayınları'ndan çıkar. Kitabın tekrar basımları sonraki yıllarda da farklı yayınevlerinden devam etmiş ve etmektedir. Yaşamın Ufuk Çizgisi, Nisan 1982, Lir Yayınları, Türk Yazarları Dizisi. Akdeniz Lirikleri, Nisan 1982, Lir Yayınları, Türk Yazarları Dizisi. Kuş Kanadı Kalem Olsa, 1984, Can Yayınları. Bu kitapta daha önce yayınlanan 'Alacakaranlıktaki Ülke', 'Yaşamın Ufuk Çizgisi', 'Akdeniz Lirikleri'nin yanı sıra, sonraki yıllarda Bilgi Yayınevi'nden ayrı kitaplar halinde çıkacak olan 'Sevda Şiirleri', ' Zeytin Ağacı', 'Ateşi Çalmayı Deneyenler İçin' toplamları yer almaktadır. Ölüm Nedeni Bilinmiyor, 1988, Can Yayınları. Deniz Unutma Adını, Ocak 1992, Bilgi Yayınevi. 1992 Yunus Nadi Şiir Ödülü'ne değer bulunmuştur. Öteki Şiirler 1976 - 1991, Ekim 1993, Bilgi Yayınevi. Çağdaş Yenilgiler Ansiklopedisi, Ekim 1997, Bilgi Yayınevi. 1998 Cemal Süreya Şiir Ödülü'ne değer bulunmuştur. Köpek Yılları, Temmuz 1998, Bilgi Yayınevi. Yayınlanmış tek öykü kitabıdır. Resimli 'Ahmetler' Tarihi, Şubat 2001, Bilgi Yayınevi. Şairin daha önce hiçbir dergide yayınlamadığı 'Türkiye Ayağa Kalk' adlı şiir toplamı da bu kitapla ilk kez okuyucuya sunulur. Ankara-İstanbul Karatreni, Ağustos 2001, Everest Yayınları. Şairin çeşitli dergilerde yer alan denemelerini, Ankara-İstanbul Karatrenine binip İstanbul'a göç ettiği Nisan 2001'i takip eden Ağustos'ta yayınlaması oldukça önemlidir. Şehrine vedası olarak adlandırabileceğimiz 'Daüssıla' şiiri de bunun önemini çizmek istercesine kitapta yer almaktadır. Bugün De Ölmedim Anne, Toplu Şiirler 1, Eylül 2001, Everest Yayınları. Toplu Şiirlerinin bu ilk cildinde 'Alacakaranlıktaki Ülke', 'Yaşamın Ufuk Çizgisi', 'Akdeniz Lirikleri' toplamları yeniden okuyucuyla buluşmuş olup, Toplu Şiirler 2. ve 3. ciltlerinin yayınlanmaları beklenmektedir. Ne Balık Ne De Kuş, Mayıs 2002, Everest Yayınları. Kaybolmuş Bir Köpek İlanı, Ekim 2003, Everest Yayınları. Şair bu kitabıyla 2004 yılında ikinci kez Yunus Nadi Şiir Ödülü'ne değer bulundu. Şehirde Bir Yılkı Atı, Ekim 2005, Everest Yayınları. 2006 yılı TTB Behçet Aysan Şiir Ödülü bu kitapla Ahmet Erhan'a verildi Buz Üstünde Yürür Gibi, Seçme Şiirler, Haziran 2006, Everest Yayınları. Ayrıca 'Kara Köpekli Adam' (roman) ve 'Anne Bu Şiiri Senin İçin Yazdım' (şiir) adlarıyla Bilgi Yayınevi tarafından basılan ve ne yazık ki tükendiğinden şu anda satışta bulunmayan çocuk kitapları bulunmaktadır. Şair yukarda sözü edilen kitaplarına verilen ödüller dışında yaşamı ve tüm eserleriyle 1999 yılında Halil Kocagöz ve 2005 yılında Dionysos Şiir Ödüllerine değer bulunmuştur. Ağaç Bu şiire girmek için yıllarca bekledi şu yaşlı ağaç. Kimse onu anlamadı. Yanından geçen birini görünce usulca kımıldanmasını bile bir şeylere yormadı... Yolun kıyısında duran yapraksız, tozlu ağaç işte bir şiire girdin. Artık yalnızca bir ağaç değilsin Ahmet Erhan SEVDA ŞİİRLERİ Burada bitiyor bir sevda, yenisi nerdebaşlar; ya da başlar mı bilmem?Kendi derinliğiyle dolan bir kuyu muyüreğim; kendi boşluğuyla yetinen?Burada bitiyor bir sevda, ele avucasığmayan kederler, kimi gülüşler ve biro kadar da unutulmaya yatkın anılarbırakarak geride; belki birkaç da şiir...Sürüp gidecek yaşamım, kimi yerlerdesanki yeniden okur gibi bir romanıve gülümser gibi yine aynı şeyleresıkıntılı, dalgın; çoğunlukla acılı.Burada bitiyor bir sevda, kaldım işteyine dağlar, uçurumlar arasında birbaşıma.Burada bitiyor bir sevda, önsöz gibiydibir çağrıydı, daha nice yeni sevdaya. YAŞAMA SEVİNCİ Bütün güzel kadınlarını bu dünyanınSevdim, diyebildiğim zamanBütün kentlerini gezdim, denizlerine girdimVe artık bir tek taş kalmadı tanımadığım,bir tek yüz, bir tek yer adıSöylenecek bütün sözleri dinledim ve söyledimbütün söyleyeceklerimiAcının bütün uçurumlarına indim ve çıktımsevincin bütün dağlarınaBütün çiçekleri kokladım ve kopardımbütün meyveleri dallarındanIsmarladığım yağmur, savrulmadığım yelkalmadı...Bütün haklı kavgalarında dünyanındövüştüm, diyebildiğim zamanOkudum bütün kitapları, bütün şiirleri yazdımVe topladım bütün dillerin en güzel sözlerini,sıraladım tek bir sözlükteBütün mayınları, bütün dikenli telleriayıkladım sınırlardanVe bir tek zorba çıkmadı önüme.Bu dünyada acı çeken tek bir insan yoktur,diyebildiğim zamanİşte o zaman ölebilirim.Toprağımda bir çığlık olur da büyüryaşama sevincim... ÇÖZEMEDİĞİM BİRŞEYLER VAR HAYATIMDA Çözemediğim bir şeyler var hayatımdaSualtı gibi derinlerde sessizce bekleyenDirensem, daha ne kadar direnebilirim artıkNereye kadar gidebilirim, gitsem?Aradığım nedir, o kentten bu kente?Adressiz yaşamak da sıkar insanı gün gelirGider heyecanlar, istekler, gülümseyişlerYüreğimdeki denizin suları birden çekilir.Özleyip de vardığım her yerden, hemen kaçsam diyorumNe aradığımı biliyorum, ne bulduğumuBilmem neresinde yanıldım ben bu hayatın?Yüreğimi kabartan o sevinç, şimdi sonsuz bir acı oldu.Taşlar yığılmış önüne en güzel, en anlamlı duygularınUçsuz bucaksız bir tüneldeyim ve her yanım karanlıkKoluma giriyor bazı adamlar, bir şeyler söylüyorlarKalıplaşmış, sıkıntı verici, güdük.Oysa acı diye bir şey var bu dünyadaÖlüm var -ki yüreğimde bu boşluğu yaratan birazda odur.Yanıbaşımda ölüp gitti dostlarım, ben bakakaldımGözyaşlarının da bir yerlere gömüldüğü görülmüş müdür?Çözemediğim bir şeyler var hayatımdaSanki ilk benim duyduğum garip, anlatılmaz duygularSürse daha ne kadar sürer bu, bilmiyorumÖlümü ve hayatı yanyana düşünmesini ne zaman öğrenir çocuklar? ÖLÜM BİLE Ölüm bile geç kaldıktan sonraBütün ilkleri sona bırakmanın belki de tam zamanıBen her şey bir ırmaktır sanırdımBunun için günlükler tutmaya kalktımVe tarihleri karıştırdım nasıl daAldım şapkamı gidiyorum şimdiİniyorum kentin çekirdeğinekendime yeni dalgınlıklar buldum son günlerdeDev yapılar ufuk çizgisinin önünde birer parmaklık gibiKırmaya kalksam çocuklar uyanacakBen odama döneyim en iyisiÖyleyse nice yağmurNiye bir kız saçı gibi sokaklardaAynaya baksam kalbim görünürAklımda gitgide büyüyen yaraBir ağacın en uzak dalı gibi sessizce çürürÖlüm, evet ölüm bile geç kaldıktan sonra BUGÜNDE ÖLMEDİM ANNE Yüreğimi bir kalkan bilip sokaklara çıktımKahvelerde oturdum çocuklarla konuştumSıkıldım, dertlendim ,sevgilimle buluştumBu gün de ölmedim anne.Kapalıydı kapılar,perdeler örtükSilah sesleri uzakta boğuk boğukBir yüzüm ayrılığa, bir yüzüm hayata dönükBu gün de ölmedim anne.Üstüme bir silah doğruldu sandımRüzgar, beline dolandığında bir dalınKorktum, güldüm, kendime kızdımBu gün de ölmedim anne.Bana böylesi garip duygularBilmem niye gelir ,nereye gider?Döndüm işte; acı, yüreğimden beynime sızarBu gün de ölmedim anne. GÜL ÇİÇEK Geceyarısı, karanlık bir bozkırdaIşıklar içinde akan bir tren kadar yalnızımiçinde onca insan, içinde dünya...Soluk soluğa, demirden bir ırmağa mahkumVe bilmeyen sonsuzluk nedir,Haklı olan kim bu kargaşada?Ateş ve su, yaşam ve ölüm, irin ve şiirUcu bucağı olmayan bu çığlıgınOrtasında nasıl barışılabilir?Anlamak isterim, hangi yasaBir beşikle bir darağacınıAynı ağaçtan, ne adına varedebilir?Sorular sormak icin geldim şu dünyayaYasım acıların yasıdırBoynumu üzgün bir çicek gibi kırıp daYollara düştügümde, başımda deniz köpüklerindenYa da sabah yellerinden bir taçlaYürüdüğüme inanırdım - yanılırdımGeceyi günle, acıyı sevinçle kardığımBu söylencenin bir yerinde durakladımVe anlatamadım, konuşamadım bir daha.Acını ödünç ver bana, gözyaşlarınıDamarlarında uyuyan sevinci ödünç verYitirdim çünkü onları da..İlenmiyorum, el çırpmıyorum artıkNe aklımda yaşadıklarım üstüne düşüncelerNe de geleceğime dair bir tasa.Gelirken çan çalmıyor yalnızlıkBir adam, bir sokak, bir evYüzle, gülüşler, susuşlar boyuncaSoruların vardı senin, ne çok sorularınGözlerin dunyayı eleyip dururdu boyunaBir fısıltı gibi başladı sevgimÇığlık oldu, kağıtlarda çiçek açtı sonraSonrası...Mutlu bile olduk bazıArtık sen yadsısan da ne kadarYa da ben bilmiyorum mutluluk nedirAnlatsın yollar, yollar, yollar...Şimdi gece, soluğumu verdim içimeAz önce kağıtlara gül kuruları serptimDolaplardan kekik, nane kokuları çıkardımÖylece serptim, seni yazacağım diyeSen ki, deniz görmemiş bir deniz kızısınAklımın almadığı bir yerde, öylesinŞimdi gece, iki kişilik bu yalnızlıkBize artık yeter de artar bile...Dünyanın ölümünü gördüm, suyun toprağınEn yakın dostlarımın birer birerVakitsiz açan çiçeklerin, vakitli doğan çocuklarınÖlümünü gördüm, ama kimseİnandıramaz beni öldüğüne sevgilerin!Yaşam ki bir kum saatidir usulca akanDolan sevgilerimizdir biz boşaldıkcaYaşımız biraz da sevgilerimizin akranıdırVereceğimiz tek şey budur dünyaya.Şu dağılgan yüreğimi, şu köpüklere imrenenYüreğimi bir gün yollara atarsamBir gün bir nehir yataklarına dolarsam, korkarımSuyumun coğu senden yana akacakBütün sözcüklere adını ekleyeceğimGüldeniz, Gülekmek, Gülyağmur, GülsarapGülaşk, Gülsiir, Gülahmet, GülerhanEy gül yaşamım, yitip giden düşlerim!Gecelerdi, solgun - sessiz tüterdi yüzünYatağımda bir kımıltıydın, dilimde türküUykusunda konuşurken sesini öptüğümVarmak için beyninin kıvrak dağ yollarınaKokundu, bedenimi saran o ince buğuEsintisinde usul usul yürüdüğümKi değişmem yaseminlerle, portakal ağaçlarıyla..Sanki bir kız yürürdü yollardaEvimin sokağına girer, paspasa ayaklarını silerdiKapımı açardı gümüş bir anahtarlaSanki hep gelirdi, sevişirdik bazı, konuşurdukTozlu kitapların yığıldığı odalardaKalırdı duvarlarda gülüşünden bir tiniYatağımda bedeninden bir oyuk.Benimse ellerim titrerdi, alnının aklığındanSaçlarına saçlarına doğru titrerdiŞimdi kağıtların üstünde gidip gelen ellerimTitremiyor artık , yolunu biliyor şimdiGeceyarılarını çoktan geçtiBu şiir bitmeyince varolmayacak ellerimEllerim uykusuz, ellerim geberesiye yalnızSüzülüp alçalıyor karanlığa doğru.Bütün yaşamım seninle geçiyor belleğimdenSeninle var ve seninle sürüp gidecek artıkBir akdeniz kentinde limon koklayanVe hep ufkun ardına bakan çocukAcıyı buldu sonunda, kanayan bir güldenÇaldı yüzünü bir yaşamlıkGeçer şimdi dumanlı bir kentin sokaklarındanŞaire çıkar adı - az buçuk kaçık.Yeryüzünden silinmiş ırkların sonuncusuyum benOturup da şimdi aşk şiiri yazmam bundanGülsün köpek sürüsü, lime lime edipBu dizeleri, satsınlar haraç-mezatDoğru, benden sonra da tufan kopmayacakAma haykıracağim laflarını tuzla kesipYitip giden bu aşkı, nefesim tukenene dek.Beynime bir sarkaç gibi vuruyor sorularNeresinde yanıldik biz bu yaşamın?Hangi el bozdu büyüyü, hangi yazıAcılara hüküm verdi, soldan sağa taşarak?Kalbimde yillardır kabuk bağladı yaralarÖdüm kopuyor, bir gun hepsi birden kanamaya başlayacak diyeYenilmeyeceğim, boyun eğmeyeceğim hiçbir şeyeHep direnen bir yanım kalacakAdımın soluk izi, acının seyir defterinde.şimdi gece, bindokuzyuzseksenikiyleÜçyüzaltmışbeşi çarp - oradayım işteYorgun değilim, umarsızım yalnızcaGeçmişle geleceğin öpüştüğü yerde bir noktaGibiyim ve çoktan dürüldü defterimUçurumlar üstünde uçuşur dizelerimOnlara köprü olacak bir beden yoksa da..Bu benim yalnızlığım, dalsızlığım benimKana kana içtiğim çesmelerden susayarak ayrılmakTitreyen bir ışık karanlıklardaOnu kim görebilir, kim tanıyabilir?Sonuda hep bir soruyla karşı karşıya kalmakBoynumun borcu bu, ödenmedi yıllardır.Her aşktan böyle bir şiir kaldı bendeYaşamımın bir dilimini özetleyenUnutuşun çiçekleri bunun için hic açmıyorDonuyor bir gülüş tek bir dizedeYaşanmış yüzlerce anı, buruk bir özlemÇivileniyor beynimin bir yerlerineGeride -hayır- acılar filan da kalmıyorBir boşluk yalnızca, uçurumlara özenen.Nefret ediyorum ve seviyorum seniGirdiğin bütün kapıları açık bırakBirazdan git diyebilirim çünkü..Çağım yalnız bırakmıyor beni, elleriniTutuşumda, usulca öpüşümde dudağınıÇağım aramızda çekilen kanlı bir bayrakUzayan, akan bir irin yolu gibi.Sözcükleri güden çobanları var kalbiminBeynimin yaşamı saran kıskaçlarıBitsin dediğim yerde bunun icin başlıyorumYitirdiğim her şeye dönüp de bakmam bundanSensin yalnızlığa uzanan yolların düğüm yeriAma şu anda içimde öyle çoğulsun kiBöyle irkilmezdim dünyayı kucaklasam.Çapraz yalnızlıklar astım göğsümeYollarda bir savaşçı gibi yürüdüğüm doğrudurGözlerle, dillerle kuşatilmis bir ülkekalbimdir ona tek sınırSusmayı bunun icin severim bir cığlık gibiDonup kalır sesim kendi göğündeOnu ne anlayan, ne de duyan bulunur.Yaşamım sonsuz bir hac yolculuğuna dönüşüyor buradaKendi içimde ya da uzak yollardaBulduğum ve yitirdiğim bütün varlıklarBir mozayiğe biçim veriyorlar sessizce..Bende dünyanın acısıyla sevinci öpüşüyorIrmakların birleştiği o nokta benimİtilip tekmelendiğim bütün kapılardaBana atılan her taş şimdi çiçek açıyor.Bir gün anlarsın beni neden suskunumDünya içimde konuşurken böyleBedenimi aşıyor yorgunluğumKarşında oturduğum masalardan dökülüp saçılıyorBu öyle bir cığlık ki, susuşlar kalıyor gerideOndan öte her söz bir saçmalığı büyütüyor.Adını çoktan unuttun yüzün aklımdaVe bu şiiri neden sana adadığımı bilmiyorumAma her güzellik nasılsa kendi adını bulurBunun için ben Gül dedim sana..Yine de bir çiçeğe bunca yağmur yağarsaKökleri toprağı saramaz olurÜstüne titrediğim her şeyi yitirmeyi öğrendim çoktanSöylenecek bir tek sözüm kalmazsaÇizerim yüzünü kuşların kanatlarınaHer çırpınışta gökyüzüne dağılırYüzün, hücrelerine varana dek uçuşur.Kağıtların aklığına aşkın tortusu çöküyorParklar, sokaklar, söylenmiş ya da söylenmemiş sözlerYazdıkça biraz daha unutuyorum seniVe her yerde düş tacirleri, şiirsevicilerBir şeyleri yorumlayıp duruyorlar aptalcaBüyüteçlerle inceliyorlar şu yitik ömrümüzüBen aşkın son hasatçısı, son peygamberGülünç, soyu tükenmiı bir varlığı oynuyorum boyuna.Sana artık bir sığınak olsun bu şiirNoterlere ver onaylasınlar - her hakkı saklıdırDüşün, kalemimi sen tuttun yazarkenYeni okula başlayan bir çocuğa yardım eder gibiÖyle acemilikler yaptım ki benHiç kalır bu şiir onların yanında veNasıl ayaktayım diye şaşıyorum bazen.Görüp göreceği son şey bu şiirdir dünyanınÇığlığımdan arta kalan bunlar olacakAklımın son kırıntılarını da burada harcıyorumBundan böyle ibreler hep eskiye vuracakYakınmıyorum, yerinmiyorum hiçbir şeyleKalırsa odalarda unutulmuş birkaç şiirBir yeniyetmen in altını çizeceği dizeler bendenSenin adın nasılsa bir gün hepsini tamamlayacak UMUT Usul usul geceleyinSirenler duyarsan derinKapını gökyüzüne dayayıp da bekleYolunu şaşırmış bir yıldız düşer belki üstüneBaşını yastığa gömYüreğini ayışığına ayarlaYorganına sıkıca sarınDerin bir nefes alVe sakın ağlama. SON DAMLA Her bardağı taşıran bir son damla vardırToprak gelince ölümle, meyhanelerde bir koltuk daha azalırDamlaya damlaya gider Ahmet Erhan, sel olur gelir ölümHayat buysa eğer, meğer ki aldatılışım.Yalnızım... sokağın zulasında bir köpek gibi kaldımIslak bir köpek gibi ancak sabahla ayılırSürüklene sürüklene götürülür Ahmet ErhanKomiserim, tebdil-i hayatta şiir vardırŞimdi bir ölsem ve artık hiç konuşulmasamÇocuğumun belleğini kefenimle silsemAnlamam ki nicedir yaşım murada ermiş dölümNeden her çocuğun ille de bir babası vardırOğlum, zaman ağır, gün ağır, gece acıya aşinadır.
8 Şubat 1958’de Ankara’da dünyaya geldi. Mersin’li bir ailenin, dört kızın ardından doğan beşinci çocuğudur. Babanın işleri nedeniyle Ankara’dan göç edilmiş ve bunun üzerine çocukluğuyla ilk

AHMET ERHAN 1948.... HAYATI VE ŞİİRLERİ

8 Şubat 1958’de Ankara’da dünyaya geldi. Mersin’li bir ailenin, dört kızın ardından doğan beşinci çocuğudur. Babanın işleri nedeniyle Ankara’dan göç edilmiş ve bunun üzerine çocukluğuyla ilk gençliği Mersin ve Adana’da geçmiştir. Babasının emekliye ayrılmasıyla yeniden Ankara’ya dönerler.

Çeşitli nedenlerle kısa bir süre ara verdiği lise öğrenimini Akşam Lisesi’nde tamamladı. Ardından Gazi Üniversitesi, Eğitim Fakültesi, Türk Dili ve Edebiyatı bölümünü bitirdi. Ankara’nın özel öğretim kurumlarında Türkçe-Edebiyat öğretmenliği yaptı.

Hayatının büyük bir bölümünü Ankara’da geçiren şair, 'Ankara-İstanbul Karatreni' kitabında anlaşılabilen nedenlerle, 2001 yılında İstanbul’a yerleşti.

Adana Demirspor Genç Takımı'nda futbol oynadı. O yıllarda geçirdiği ağır sakatlık döneminde şiir yazmaya başladı. 1976’da Militan dergisinde topluca yayınlanan şiirleriyle dikkat çekti. 1980 öncesi ve sonrasında ülke gençliğinin yaşadığı dramı, içerden bir ses olarak, o dönemlerde oldukça yaygın olan slogancılığa kaçmadan, kendine özgü diliyle yazması şiirini özel kıldı. Lirizm zenginlikleri ve ironiyle harmanladığı “şimdiki zamanın duygu resmi” olarak tarif edebileceğimiz söyleyişini, neredeyse otuz yıldır sürdürüyor.

Ahmet Erhan pek çok çevrede hala ilk kitaplarıyla hatırlanmasına ve bilinmesine rağmen, şiir serüvenini yaşanan zamanla atbaşı götürmekte ve çok genç yaştaki okuyucuları tarafından da ilgiyle takip edilmekte.

Cahit Külebi, 1982 tarihli bir söyleşisinde kendisi için “şaşırtıcı bir olgu” tabirini kullanmıştı. Ahmet Erhan, şiirleriyle hala kendisini izleyenleri şaşırtmaya devam ediyor.

ESERLERİ

Alacakaranlıktaki Ülke. İlk basımı Mart 1981'de Yeni Türkü Şiir Yayınları, İlk Eserler Dizisi'nden çıkan bu kitap, şair henüz 23 yaşındayken 1981 Behçet Necatigil Ödülü'ne değer bulunmuştur. Kitabın ikinci basımı bir yıl sonra şairin yeni kitaplarıyla birlikte Lir Yayınları'ndan çıkar. Kitabın tekrar basımları sonraki yıllarda da farklı yayınevlerinden devam etmiş ve etmektedir.

Yaşamın Ufuk Çizgisi, Nisan 1982, Lir Yayınları, Türk Yazarları Dizisi.

Akdeniz Lirikleri, Nisan 1982, Lir Yayınları, Türk Yazarları Dizisi.

Kuş Kanadı Kalem Olsa, 1984, Can Yayınları. Bu kitapta daha önce yayınlanan 'Alacakaranlıktaki Ülke', 'Yaşamın Ufuk Çizgisi', 'Akdeniz Lirikleri'nin yanı sıra, sonraki yıllarda Bilgi Yayınevi'nden ayrı kitaplar halinde çıkacak olan 'Sevda Şiirleri', ' Zeytin Ağacı', 'Ateşi Çalmayı Deneyenler İçin' toplamları yer almaktadır.

Ölüm Nedeni Bilinmiyor, 1988, Can Yayınları.

Deniz Unutma Adını, Ocak 1992, Bilgi Yayınevi. 1992 Yunus Nadi Şiir Ödülü'ne değer bulunmuştur.

Öteki Şiirler 1976 - 1991, Ekim 1993, Bilgi Yayınevi.

Çağdaş Yenilgiler Ansiklopedisi, Ekim 1997, Bilgi Yayınevi. 1998 Cemal Süreya Şiir Ödülü'ne değer bulunmuştur.

Köpek Yılları, Temmuz 1998, Bilgi Yayınevi. Yayınlanmış tek öykü kitabıdır.

Resimli 'Ahmetler' Tarihi, Şubat 2001, Bilgi Yayınevi. Şairin daha önce hiçbir dergide yayınlamadığı 'Türkiye Ayağa Kalk' adlı şiir toplamı da bu kitapla ilk kez okuyucuya sunulur.

Ankara-İstanbul Karatreni, Ağustos 2001, Everest Yayınları. Şairin çeşitli dergilerde yer alan denemelerini, Ankara-İstanbul Karatrenine binip İstanbul'a göç ettiği Nisan 2001'i takip eden Ağustos'ta yayınlaması oldukça önemlidir. Şehrine vedası olarak adlandırabileceğimiz 'Daüssıla' şiiri de bunun önemini çizmek istercesine kitapta yer almaktadır.

Bugün De Ölmedim Anne, Toplu Şiirler 1, Eylül 2001, Everest Yayınları. Toplu Şiirlerinin bu ilk cildinde 'Alacakaranlıktaki Ülke', 'Yaşamın Ufuk Çizgisi', 'Akdeniz Lirikleri' toplamları yeniden okuyucuyla buluşmuş olup, Toplu Şiirler 2. ve 3. ciltlerinin yayınlanmaları beklenmektedir.

Ne Balık Ne De Kuş, Mayıs 2002, Everest Yayınları.

Kaybolmuş Bir Köpek İlanı, Ekim 2003, Everest Yayınları. Şair bu kitabıyla 2004 yılında ikinci kez Yunus Nadi Şiir Ödülü'ne değer bulundu.

Şehirde Bir Yılkı Atı, Ekim 2005, Everest Yayınları.
2006 yılı TTB Behçet Aysan Şiir Ödülü bu kitapla Ahmet Erhan'a verildi

Buz Üstünde Yürür Gibi, Seçme Şiirler, Haziran 2006, Everest Yayınları.

Ayrıca 'Kara Köpekli Adam' (roman) ve 'Anne Bu Şiiri Senin İçin Yazdım' (şiir) adlarıyla Bilgi Yayınevi tarafından basılan ve ne yazık ki tükendiğinden şu anda satışta bulunmayan çocuk kitapları bulunmaktadır.

Şair yukarda sözü edilen kitaplarına verilen ödüller dışında yaşamı ve tüm eserleriyle 1999 yılında Halil Kocagöz ve 2005 yılında Dionysos Şiir Ödüllerine değer bulunmuştur.

Ağaç

Bu şiire girmek için
yıllarca bekledi
şu yaşlı ağaç.
Kimse onu anlamadı.
Yanından geçen
birini görünce
usulca kımıldanmasını bile
bir şeylere
yormadı...
Yolun kıyısında duran
yapraksız, tozlu ağaç
işte bir şiire girdin.
Artık yalnızca
bir ağaç
değilsin

Ahmet Erhan

SEVDA ŞİİRLERİ

Burada bitiyor bir sevda, yenisi nerde
başlar; ya da başlar mı bilmem?
Kendi derinliğiyle dolan bir kuyu mu
yüreğim; kendi boşluğuyla yetinen?

Burada bitiyor bir sevda, ele avuca
sığmayan kederler, kimi gülüşler ve bir
o kadar da unutulmaya yatkın anılar
bırakarak geride; belki birkaç da şiir...

Sürüp gidecek yaşamım, kimi yerlerde
sanki yeniden okur gibi bir romanı
ve gülümser gibi yine aynı şeylere
sıkıntılı, dalgın; çoğunlukla acılı.

Burada bitiyor bir sevda, kaldım işte
yine dağlar, uçurumlar arasında birbaşıma.
Burada bitiyor bir sevda, önsöz gibiydi
bir çağrıydı, daha nice yeni sevdaya.

YAŞAMA SEVİNCİ

Bütün güzel kadınlarını bu dünyanın
Sevdim, diyebildiğim zaman
Bütün kentlerini gezdim, denizlerine girdim
Ve artık bir tek taş kalmadı tanımadığım,
bir tek yüz, bir tek yer adı
Söylenecek bütün sözleri dinledim ve söyledim
bütün söyleyeceklerimi
Acının bütün uçurumlarına indim ve çıktım
sevincin bütün dağlarına
Bütün çiçekleri kokladım ve kopardım
bütün meyveleri dallarından
Ismarladığım yağmur, savrulmadığım yel
kalmadı...

Bütün haklı kavgalarında dünyanın
dövüştüm, diyebildiğim zaman
Okudum bütün kitapları, bütün şiirleri yazdım
Ve topladım bütün dillerin en güzel sözlerini,
sıraladım tek bir sözlükte
Bütün mayınları, bütün dikenli telleri
ayıkladım sınırlardan
Ve bir tek zorba çıkmadı önüme.
Bu dünyada acı çeken tek bir insan yoktur,
diyebildiğim zaman
İşte o zaman ölebilirim.

Toprağımda bir çığlık olur da büyür
yaşama sevincim...

ÇÖZEMEDİĞİM BİRŞEYLER VAR HAYATIMDA

Çözemediğim bir şeyler var hayatımda
Sualtı gibi derinlerde sessizce bekleyen
Dirensem, daha ne kadar direnebilirim artık
Nereye kadar gidebilirim, gitsem?

Aradığım nedir, o kentten bu kente?
Adressiz yaşamak da sıkar insanı gün gelir
Gider heyecanlar, istekler, gülümseyişler
Yüreğimdeki denizin suları birden çekilir.

Özleyip de vardığım her yerden, hemen kaçsam diyorum
Ne aradığımı biliyorum, ne bulduğumu
Bilmem neresinde yanıldım ben bu hayatın?
Yüreğimi kabartan o sevinç, şimdi sonsuz bir acı oldu.

Taşlar yığılmış önüne en güzel, en anlamlı duyguların
Uçsuz bucaksız bir tüneldeyim ve her yanım karanlık
Koluma giriyor bazı adamlar, bir şeyler söylüyorlar
Kalıplaşmış, sıkıntı verici, güdük.

Oysa acı diye bir şey var bu dünyada
Ölüm var -ki yüreğimde bu boşluğu yaratan birazda odur.

Yanıbaşımda ölüp gitti dostlarım, ben bakakaldım
Gözyaşlarının da bir yerlere gömüldüğü görülmüş müdür?

Çözemediğim bir şeyler var hayatımda
Sanki ilk benim duyduğum garip, anlatılmaz duygular
Sürse daha ne kadar sürer bu, bilmiyorum
Ölümü ve hayatı yanyana düşünmesini ne zaman öğrenir çocuklar?

ÖLÜM BİLE

Ölüm bile geç kaldıktan sonra
Bütün ilkleri sona bırakmanın belki de tam zamanı
Ben her şey bir ırmaktır sanırdım
Bunun için günlükler tutmaya kalktım
Ve tarihleri karıştırdım nasıl da

Aldım şapkamı gidiyorum şimdi
İniyorum kentin çekirdeğine
kendime yeni dalgınlıklar buldum son günlerde
Dev yapılar ufuk çizgisinin önünde birer parmaklık gibi
Kırmaya kalksam çocuklar uyanacak
Ben odama döneyim en iyisi

Öyleyse nice yağmur
Niye bir kız saçı gibi sokaklarda
Aynaya baksam kalbim görünür
Aklımda gitgide büyüyen yara
Bir ağacın en uzak dalı gibi sessizce çürür
Ölüm, evet ölüm bile geç kaldıktan sonra

BUGÜNDE ÖLMEDİM ANNE

Yüreğimi bir kalkan bilip sokaklara çıktım
Kahvelerde oturdum çocuklarla konuştum
Sıkıldım, dertlendim ,sevgilimle buluştum
Bu gün de ölmedim anne.

Kapalıydı kapılar,perdeler örtük
Silah sesleri uzakta boğuk boğuk
Bir yüzüm ayrılığa, bir yüzüm hayata dönük
Bu gün de ölmedim anne.

Üstüme bir silah doğruldu sandım
Rüzgar, beline dolandığında bir dalın
Korktum, güldüm, kendime kızdım
Bu gün de ölmedim anne.

Bana böylesi garip duygular
Bilmem niye gelir ,nereye gider?
Döndüm işte; acı, yüreğimden beynime sızar
Bu gün de ölmedim anne.

GÜL ÇİÇEK

Geceyarısı, karanlık bir bozkırda
Işıklar içinde akan bir tren kadar yalnızım
içinde onca insan, içinde dünya...
Soluk soluğa, demirden bir ırmağa mahkum
Ve bilmeyen sonsuzluk nedir,
Haklı olan kim bu kargaşada?
Ateş ve su, yaşam ve ölüm, irin ve şiir
Ucu bucağı olmayan bu çığlıgın
Ortasında nasıl barışılabilir?
Anlamak isterim, hangi yasa
Bir beşikle bir darağacını
Aynı ağaçtan, ne adına varedebilir?

Sorular sormak icin geldim şu dünyaya
Yasım acıların yasıdır
Boynumu üzgün bir çicek gibi kırıp da
Yollara düştügümde, başımda deniz köpüklerinden
Ya da sabah yellerinden bir taçla
Yürüdüğüme inanırdım - yanılırdım
Geceyi günle, acıyı sevinçle kardığım
Bu söylencenin bir yerinde durakladım
Ve anlatamadım, konuşamadım bir daha.

Acını ödünç ver bana, gözyaşlarını
Damarlarında uyuyan sevinci ödünç ver
Yitirdim çünkü onları da..
İlenmiyorum, el çırpmıyorum artık
Ne aklımda yaşadıklarım üstüne düşünceler
Ne de geleceğime dair bir tasa.
Gelirken çan çalmıyor yalnızlık
Bir adam, bir sokak, bir ev
Yüzle, gülüşler, susuşlar boyunca

Soruların vardı senin, ne çok soruların
Gözlerin dunyayı eleyip dururdu boyuna
Bir fısıltı gibi başladı sevgim
Çığlık oldu, kağıtlarda çiçek açtı sonra
Sonrası...Mutlu bile olduk bazı
Artık sen yadsısan da ne kadar
Ya da ben bilmiyorum mutluluk nedir
Anlatsın yollar, yollar, yollar...

Şimdi gece, soluğumu verdim içime
Az önce kağıtlara gül kuruları serptim
Dolaplardan kekik, nane kokuları çıkardım
Öylece serptim, seni yazacağım diye
Sen ki, deniz görmemiş bir deniz kızısın
Aklımın almadığı bir yerde, öylesin
Şimdi gece, iki kişilik bu yalnızlık
Bize artık yeter de artar bile...

Dünyanın ölümünü gördüm, suyun toprağın
En yakın dostlarımın birer birer
Vakitsiz açan çiçeklerin, vakitli doğan çocukların
Ölümünü gördüm, ama kimse
İnandıramaz beni öldüğüne sevgilerin!
Yaşam ki bir kum saatidir usulca akan
Dolan sevgilerimizdir biz boşaldıkca
Yaşımız biraz da sevgilerimizin akranıdır
Vereceğimiz tek şey budur dünyaya.

Şu dağılgan yüreğimi, şu köpüklere imrenen
Yüreğimi bir gün yollara atarsam
Bir gün bir nehir yataklarına dolarsam, korkarım
Suyumun coğu senden yana akacak
Bütün sözcüklere adını ekleyeceğim
Güldeniz, Gülekmek, Gülyağmur, Gülsarap
Gülaşk, Gülsiir, Gülahmet, Gülerhan
Ey gül yaşamım, yitip giden düşlerim!

Gecelerdi, solgun - sessiz tüterdi yüzün
Yatağımda bir kımıltıydın, dilimde türkü
Uykusunda konuşurken sesini öptüğüm
Varmak için beyninin kıvrak dağ yollarına
Kokundu, bedenimi saran o ince buğu
Esintisinde usul usul yürüdüğüm
Ki değişmem yaseminlerle, portakal ağaçlarıyla..

Sanki bir kız yürürdü yollarda
Evimin sokağına girer, paspasa ayaklarını silerdi
Kapımı açardı gümüş bir anahtarla
Sanki hep gelirdi, sevişirdik bazı, konuşurduk
Tozlu kitapların yığıldığı odalarda
Kalırdı duvarlarda gülüşünden bir tini
Yatağımda bedeninden bir oyuk.

Benimse ellerim titrerdi, alnının aklığından
Saçlarına saçlarına doğru titrerdi
Şimdi kağıtların üstünde gidip gelen ellerim
Titremiyor artık , yolunu biliyor şimdi
Geceyarılarını çoktan geçti
Bu şiir bitmeyince varolmayacak ellerim
Ellerim uykusuz, ellerim geberesiye yalnız
Süzülüp alçalıyor karanlığa doğru.

Bütün yaşamım seninle geçiyor belleğimden
Seninle var ve seninle sürüp gidecek artık
Bir akdeniz kentinde limon koklayan
Ve hep ufkun ardına bakan çocuk
Acıyı buldu sonunda, kanayan bir gülden
Çaldı yüzünü bir yaşamlık
Geçer şimdi dumanlı bir kentin sokaklarından
Şaire çıkar adı - az buçuk kaçık.

Yeryüzünden silinmiş ırkların sonuncusuyum ben
Oturup da şimdi aşk şiiri yazmam bundan
Gülsün köpek sürüsü, lime lime edip
Bu dizeleri, satsınlar haraç-mezat
Doğru, benden sonra da tufan kopmayacak
Ama haykıracağim laflarını tuzla kesip
Yitip giden bu aşkı, nefesim tukenene dek.

Beynime bir sarkaç gibi vuruyor sorular
Neresinde yanıldik biz bu yaşamın?
Hangi el bozdu büyüyü, hangi yazı
Acılara hüküm verdi, soldan sağa taşarak?
Kalbimde yillardır kabuk bağladı yaralar
Ödüm kopuyor, bir gun hepsi birden kanamaya başlayacak diye
Yenilmeyeceğim, boyun eğmeyeceğim hiçbir şeye
Hep direnen bir yanım kalacak
Adımın soluk izi, acının seyir defterinde.

şimdi gece, bindokuzyuzseksenikiyle
Üçyüzaltmışbeşi çarp - oradayım işte
Yorgun değilim, umarsızım yalnızca
Geçmişle geleceğin öpüştüğü yerde bir nokta
Gibiyim ve çoktan dürüldü defterim
Uçurumlar üstünde uçuşur dizelerim
Onlara köprü olacak bir beden yoksa da..

Bu benim yalnızlığım, dalsızlığım benim
Kana kana içtiğim çesmelerden susayarak ayrılmak
Titreyen bir ışık karanlıklarda
Onu kim görebilir, kim tanıyabilir?
Sonuda hep bir soruyla karşı karşıya kalmak
Boynumun borcu bu, ödenmedi yıllardır.

Her aşktan böyle bir şiir kaldı bende
Yaşamımın bir dilimini özetleyen
Unutuşun çiçekleri bunun için hic açmıyor
Donuyor bir gülüş tek bir dizede
Yaşanmış yüzlerce anı, buruk bir özlem
Çivileniyor beynimin bir yerlerine
Geride -hayır- acılar filan da kalmıyor
Bir boşluk yalnızca, uçurumlara özenen.

Nefret ediyorum ve seviyorum seni
Girdiğin bütün kapıları açık bırak
Birazdan git diyebilirim çünkü..
Çağım yalnız bırakmıyor beni, ellerini
Tutuşumda, usulca öpüşümde dudağını
Çağım aramızda çekilen kanlı bir bayrak
Uzayan, akan bir irin yolu gibi.

Sözcükleri güden çobanları var kalbimin
Beynimin yaşamı saran kıskaçları
Bitsin dediğim yerde bunun icin başlıyorum
Yitirdiğim her şeye dönüp de bakmam bundan
Sensin yalnızlığa uzanan yolların düğüm yeri
Ama şu anda içimde öyle çoğulsun ki
Böyle irkilmezdim dünyayı kucaklasam.

Çapraz yalnızlıklar astım göğsüme
Yollarda bir savaşçı gibi yürüdüğüm doğrudur
Gözlerle, dillerle kuşatilmis bir ülke
kalbimdir ona tek sınır
Susmayı bunun icin severim bir cığlık gibi
Donup kalır sesim kendi göğünde
Onu ne anlayan, ne de duyan bulunur.

Yaşamım sonsuz bir hac yolculuğuna dönüşüyor burada
Kendi içimde ya da uzak yollarda
Bulduğum ve yitirdiğim bütün varlıklar
Bir mozayiğe biçim veriyorlar sessizce..
Bende dünyanın acısıyla sevinci öpüşüyor
Irmakların birleştiği o nokta benim
İtilip tekmelendiğim bütün kapılarda
Bana atılan her taş şimdi çiçek açıyor.

Bir gün anlarsın beni neden suskunum
Dünya içimde konuşurken böyle
Bedenimi aşıyor yorgunluğum
Karşında oturduğum masalardan dökülüp saçılıyor
Bu öyle bir cığlık ki, susuşlar kalıyor geride
Ondan öte her söz bir saçmalığı büyütüyor.

Adını çoktan unuttun yüzün aklımda
Ve bu şiiri neden sana adadığımı bilmiyorum
Ama her güzellik nasılsa kendi adını bulur
Bunun için ben Gül dedim sana..
Yine de bir çiçeğe bunca yağmur yağarsa
Kökleri toprağı saramaz olur
Üstüne titrediğim her şeyi yitirmeyi öğrendim çoktan

Söylenecek bir tek sözüm kalmazsa
Çizerim yüzünü kuşların kanatlarına
Her çırpınışta gökyüzüne dağılır
Yüzün, hücrelerine varana dek uçuşur.

Kağıtların aklığına aşkın tortusu çöküyor
Parklar, sokaklar, söylenmiş ya da söylenmemiş sözler

Yazdıkça biraz daha unutuyorum seni
Ve her yerde düş tacirleri, şiirseviciler
Bir şeyleri yorumlayıp duruyorlar aptalca
Büyüteçlerle inceliyorlar şu yitik ömrümüzü
Ben aşkın son hasatçısı, son peygamber
Gülünç, soyu tükenmiı bir varlığı oynuyorum boyuna.

Sana artık bir sığınak olsun bu şiir
Noterlere ver onaylasınlar - her hakkı saklıdır
Düşün, kalemimi sen tuttun yazarken
Yeni okula başlayan bir çocuğa yardım eder gibi
Öyle acemilikler yaptım ki ben
Hiç kalır bu şiir onların yanında ve
Nasıl ayaktayım diye şaşıyorum bazen.

Görüp göreceği son şey bu şiirdir dünyanın
Çığlığımdan arta kalan bunlar olacak
Aklımın son kırıntılarını da burada harcıyorum
Bundan böyle ibreler hep eskiye vuracak
Yakınmıyorum, yerinmiyorum hiçbir şeyle
Kalırsa odalarda unutulmuş birkaç şiir
Bir yeniyetmen in altını çizeceği dizeler benden
Senin adın nasılsa bir gün hepsini tamamlayacak

UMUT

Usul usul geceleyin
Sirenler duyarsan derin
Kapını gökyüzüne dayayıp da bekle
Yolunu şaşırmış bir yıldız düşer belki üstüne
Başını yastığa göm
Yüreğini ayışığına ayarla
Yorganına sıkıca sarın
Derin bir nefes al
Ve sakın ağlama.

SON DAMLA

Her bardağı taşıran bir son damla vardır
Toprak gelince ölümle, meyhanelerde bir koltuk daha azalır
Damlaya damlaya gider Ahmet Erhan, sel olur gelir ölüm
Hayat buysa eğer, meğer ki aldatılışım.

Yalnızım... sokağın zulasında bir köpek gibi kaldım
Islak bir köpek gibi ancak sabahla ayılır
Sürüklene sürüklene götürülür Ahmet Erhan
Komiserim, tebdil-i hayatta şiir vardır

Şimdi bir ölsem ve artık hiç konuşulmasam
Çocuğumun belleğini kefenimle silsem
Anlamam ki nicedir yaşım murada ermiş dölüm
Neden her çocuğun ille de bir babası vardır

Oğlum, zaman ağır, gün ağır, gece acıya aşinadır.

Habere ifade bırak !
Habere ait etiket tanımlanmamış.
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve kizilcahamamhaber.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.